Zorla Kaybedilenler Veritabanı

Hukuki Süreç

OlayHukuki süreç özetiBelgeler
Halit Özdemir, Hamdo Şimşek, Hükmet Şimşek, İbrahim Akıl, Mehmet Salih Demirhan ve Şemdin Cülaz'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti CULAZ-VE-DIGERLERI-TURKIYE-KARARI
Hukuki süreçte son durum:Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
Savcılık / Mahkeme adı:Tayyip Eroğlu Ankara Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2013-11-05
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
Silopi’ye bağlı Görümlü Köyü’nde Süryaniler ve Kürtler beraber yaşıyordu. Köy yakınlarında haftada üç-dört defa PKK ve güvenlik güçleri arasında çatışmalar oluyordu. 13 Haziran 1993'te de Görümlü köyünde konuşlanan Tekirdağ 3. Zırhlı Tugay 2. Tabur Komutanlığına bağlı askerler ile PKK arasında yoğun çatışma yaşandı. Köylülerin çoğu korktuğu için sığınağa benzer bir yerde saklandı. Çatışmadan sonraki sabah seher vakti, Görümlü Taburundan üzerilerinde askeri elbiseler ve ellerinde piyade tüfeği olan askerler, köyün çevresinden ateş edildiği iddiasıyla, köyü bastı. Askerler, bütün köylüleri köy meydanında topladı ve köylülerden Şemdin Cülaz ve Abdurrahman Kayek’in evlerini eşyalarıyla birlikte ateşe verdi. Süryani köylülerden birinin boynundan çıkardıkları haçı, köy imamı İbrahim Akıl’ın boynuna takıp “Haç takan imam olur mu?” diye köylülere sordular. Askerler meydanda topladıkları köylüleri kimlik kontrolünden geçirdi. Daha sonra köylülerden; Halit Özdemir, Hamdo Şimşek, Hükmet Şimşek, İbrahim Akıl, Mehmet Salih Demirhan, Şemdin Cülaz ve Abdurrahman Kayak’ı askeri araca bindirerek, Görümlü Taburuna götürdü. Tabura götürülen köylülerden Abdurrahman Kayek, aynı gün içinde yoğun işkence yapılmış ve kaburgaları kırılmış bir şekilde serbest bırakıldı. Abdurrahman Kayek, serbest bırakıldıktan sonra tekrar tabura çağrılması üzerine ailesi ile birlikte Irak’a kaçtı. Diğer altı kişiden bir daha haber alınamadı.

Mehmet Salih Demirhan’ın babası oğlunun serbest bırakılmaması üzerine Görümlü taburuna gitti. Baba Demirhan oğlunun durumunu sordu, taburdaki askerler oğlunun taburda olduğunu söyledi. Bunun üzerine Demirhan oğlunun yaşayıp yaşamadığını merak ettiğini söyledi. Askerlerden oğlunu kendisine göstermeseler de en azından onun el yazısıyla iyi olduğunu belirttiği bir not istedi. Ancak bu isteği yerine getirilmedi. Demirhan ailesi oğullarının akıbetini öğrenmek için Şırnak’a ve Cizre’ye gitti. Buralarda askeriye ile arası iyi olan bazı kişilerden yardım istediler. Fakat olaydan yirmi gün kadar sonra aileye, bazı kişiler tarafından, olayı araştırmaya devam ettikleri takdirde başlarına daha kötü şeylerin geleceği söylendi. Bunun üzerine aileler arama faaliyetlerine son verdiler.

2009 yılında, 1993 yılında Görümlü Taburunda askerlik yapan Y.Ö. Görümlü köyünden alınan altı kişiyle ilgili Taraf Gazetesine röportaj verdi. Kayıp yakınları durumdan haberdar olunca bu kişiye ulaştılar ve tanık olmasını istediler. Daha sonra Y.Ö ve adının açıklanmasını istemeyen başka bir tanık olayla ilgili tanıklık yapmak üzere ifade verdi. Y.Ö., köylülerin dönemin 23. Jandarma Sınır Tugay Komutanı Tuğgeneral Mete Sayar'ın emri ile gözaltına alındığını söyledi. Tabura getirilen köylülere işkence yapıldığını, araçlara bağlanarak yerlerde sürüklendiklerini ve daha sonra öldürülüp taburun bahçesindeki bir çukura atıldıklarını belirtti. Y.Ö. savcılık ifadesinde, Tabur Komutanı Mete Sayar’ın bu köylülerin çatışmada öldürüldüğünü ve terörist olarak gösterilmeleri yönünde emir verdiğini belirtti. Y.Ö., gözaltına alınan köylülerden Halit Özdemir’in kendisinden su istediğini ancak bu kişiye su veremediğini bu nedenle o günden beri vicdan azabı çektiğini söyledi. Y.Ö.’nün söylediklerinden sonra savcılık Görümlü Taburunda kazı çalışması yapılmasını istedi. Taburda yapılan kazı çalışmasında bazı kemikler bulundu. Kemikler DNA testi yapılmak üzere adli tıpa gönderildi. Ancak altı ay sonra adli tıp kemiklerin hayvanlara ait olduğunu belirtti.

Y.Ö., 12.04.2010 tarihinde Elazığ Cumhuriyet savcılığına bir dilekçe ile, bazı kişiler tarafından tehdit edildiğine ilişkin başvuruda bulundu. Silopi savcılığı soruşturma kapsamında Görümlü Jandarması’nın gözaltı kayıt defterini istedi. Fakat 1993’teki baskında kayıtların kaybolduğu, kaydın 2001’den itibaren tekrar başladığı cevabı verildi. TSK ile yazışma sonucunda Tekirdağ 3. Zırhlı Tugayının o dönem Görümlü’de olduğu kabul edildi. Şüpheli askerler iddiaları reddeditti. Silopi Savcılığı, cesetler bulunamamış olsa da altı köylünün öldürüldükten sonra kaybedildikleri sonucuna vararak, 6 köylünün akıbetine ilişkin soruşturmanın zaman aşımına uğramasına 3 gün kala, dönemin 23. Jandarma Sınır Tugay Komutanı Mete Sayar, Görümlü 1. Mekanize Piyade Tabur Komutanı emekli Albay Hasan Basri Vural, 3. Bölük Tim Komutanı Üsteğmen İbrahim Kıraç, Yüzbaşı Murat Ali Yıldız, Kayseri Hava İndirme Tugayına bağlı teğmen Serdar Tekin ile 2. Komando Tabur Komutanlığından Tansel Erok hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talebiyle dava açtı. İlk duruşmasında Şırnak’tan Ankara’ya nakledilen davada sanıkların hiçbiri tutuklu olarak yargılanmadı. 03 Temmuz 2015 tarihli duruşmada esas hakkında mütalaasını sunan savcılık makamı, sanıkların delil yetersizliğinden beraatlerini talep etti. Aynı duruşmada, mağdur tarafına mütalaaya karşı görüşlerini sunmaları için herhangi bir süre verilmeksizin, Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti tarafından mütalaaya uyularak sanıkların beraatına karar verildi.

Ailelerin 2006 ve 2010 yıllarında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yaptığı başvurular Mahkeme'nin 15 Nisan 2014'te verdiği kararla sonuçlandı. Mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesinin hem esastan hem usülden ihlal edildiğine karar vererek devleti ailelere maddi ve manevi tazminat ödemeye mahkum etti.

Abbas Çiğden, Feyzi Bayan, Münür (Münir) Aydın, Reşit Eren, Sadun Bayan ve Üzeyir Arzık'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:Atilla Öztürk
Soruşturma / Dava tarihi:2009-01-29
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Abbas Çiğden'in babası Ahmet Çiğden, Münür (Münir) Aydın'ın babası Tahir Aydın, Reşit Eren'in abisi Abdullah Eren, Sadun Bayan'ın babası Cemalettin Bayan, Feyzi Bayan'ın abisi Fadıl Bayan ve Üzeyir Arzık'ın abisi Osman Arzık 27.01.2009 tarihinde Şırnak Barosu avukatları huzurunda olayla ilgili beyanda bulundular. Bu beyanı takip eden bir hafta içinde aileler Silopi Cumhuriyet Başsavcılığında ifadeye çağrıldı. İfade verenler yakınlarının askerler tarafından gözaltına alındığını belirtti. İfadelerin ardından 2008/3151 numarasıyla başlatılan soruşturma Aralık 2012 itibariyle devam ediyor.
Abdo Yamık, Bahri Şimşek, Behçet Tutuş, Celal Aziz Aydoğdu, Hasan Avar, Mehmet Salih Akdeniz, Mehmet Şah Atala, Mehmet Şerif Avar, Nesrettin Yerlikaya, Ümit Taş, Turan Demir Hukuki süreç özeti CASE OF AKDENIZ AND OTHERS v. TURKEY
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Osman Coşkun Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2013-12-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
AİHM’nin 31 Mayıs 2001 tarihli kararındaki ifadelere göre Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Alaca (Nedera) köyü dağlık bir bölgede yer almaktaydı. Dağınık bir yerleşimi olan ve farklı küçük mezralardan oluşan Alaca Köyü 1993 yılı itibariyle PKK ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında şiddetli silahlı çatışmalara sahne olmaktaydı. 8 Ekim 1993 tarihinde Yavuz Ertürk komutasındaki Bolu Tugay Komutanlığı jandarmayla beraber bölgede PKK gerillalarına karşı geniş çaplı bir operasyon başlattı. Operasyonun başlamasıyla, jandarmalar Alaca Köyü’nden ve civardaki mezralardan yetişkin erkek köylüleri toplamaya başladı. 24-25 Ekim’e kadar süren operasyon sırasında jandarma tarafından alınan köylülerden bazıları serbest bırakılırken Abdo Yamık, Celal Aydoğdu, Mehmet Salih Akdeniz, Behçet Tutuş, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Bahri Şimşek, Mehmet Şah Atala, Turan Demir, Nesrettin Yerlikaya ve Ümit Taş isimlerindeki askerlerin aldığı 11 köylüden bir daha haber alınamadı. Köye dönüşlerin başlamasının ardından 5 Kasım 2004’te Alaca Köyü’nün Kepir Mezrası yakınlarında en az dokuz kişiye ait olduğu tespit edildi. Ailelerden alınan örneklerle yapılan DNA analizinin ardından kemiklerden bazılarının Mehmet Salih Akdeniz, Behçet Tutuş, Turan Demir, Nesrettin Yerlikaya, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Abdo Yamık ve Bahri Şimşek'e ait olduğu adli tıp raporuyla kesinleşti.

<\p>

Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'nun 4-9 Mayıs 1998 tarihleri arasında yaptığı tanık dinlemelerindeki ifadelere göre Alaca Köyü’nün Pireş Mezrası'nda yaşayan Abdo Yamık bahsi geçen operasyonun yapıldığı 1993 yılında 48 yaşındaydı. Bolu Tugay Komutanlığının başlattığı operasyondan iki gün sonra, 10 Ekim 1993 tarihinde Mezire isimli civardaki bir mezradan askerlerce alınan Abdo, kendi yaşadığı mezra olan Pireş’e götürüldü. Abdo’nun götürüldüğü yerde 20-30 kadar başka köylü de askerler tarafından tutulmaktaydı. Askerlerin bağladıkları ve sorguladıkları Abdo ve diğer köylüler, Pireş civarında mezarlık olarak tarif edilen bir yerde geceyi geçirdiler. Ertesi sabah mezraya bir helikopter indi ve mezarlıkta tutulan köylülerin kimlikleri incelendi. Dokuz tanesi hariç diğer köylüler salıverildi. Abdo ise diğer sekiz köylü ile beraber helikoptere bindirildi. Abdo ve diğer sekiz köylü 11 Ekim 1993 tarihinde helikopterle Kepir adlı başka bir mezrada askerlerin yaptığı bir kampa götürüldüler. Burada farklı mezralardan getirilen onlarca köylü bulunmaktaydı. Köylüler farklı gruplara bölündüler. Abdo diğer zorla kaybettirilen 10 köylü ile beraber aynı grupta yer almaktaydı. <\p>

52 yaşındaki Celal Aydoğdu ise 10 Ekim 1993 civarı bir tarihte tam olarak tespit edilemeyen bir yerden askerlerce alındı. Kepir’deki kampa getirilen Celal burada Abdo’nun da içinde olduğu 11 kişilik guruba yerleştirildi. 68 yaşındaki Mehmet Salih Akdeniz ise İnkaya Mezrası'nın muhtarıydı. 10 Ekim 1993 civarı bir tarihte kılavuzluk yapacağı gerekçesiyle askerler tarafından alınan Mehmet bir ya da iki gün sonra Kepir’deki kampa götürüldü. Mehmet de on bir kişilik gruba yerleştirildi. 44 yaşındaki Behçet Tutuş, 24 yaşındaki Mehmet Şerif Avar ve 34 yaşındaki Turan Demir, Muş’tan köylerine minibüsle dönerlerken Gurnik civarında askerler tarafından minibüsten indirilip alındılar. Alınan başka köylülerle beraber onlar da 11 Ekim 1993 civarı Kepir’deki kampa götürüldüler ve 11 kişilik guruba yerleştirildiler. Mehmet Şerif Avar’ın amcası Hasan Avar 45 yaşındaydı. Hasan 41 yaşındaki Bahri Şimşek ile beraber yaşadıkları mezra olan Mezire’den 10 Ekim 1993 tarihi civarında alındı. Hasan, Bahri ile beraber önce Pireş’teki mezarlığa, oradan da helikopterle Kepir’deki kampa götürüldü ve on bir kişilik gruba kondu. 41 yaşındaki Mehmet Şah Atala Mezire Mezrası'nda yaşamaktaydı. Hasan Avar’ın alınması üzerine aynı gün askerlere Hasan’ın durumunu soran Mehmet de askerlerce alındı. Askerler ailesine, Mehmet’i kendilerine kılavuzluk etmesi ve ifade vermesi için aldıklarını söylediler. Önce Pireş’teki mezarlığa götürülen Mehmet buradan Kepir’deki kampa götürüldü ve on bir kişilik gruba kondu. 40 yaşındaki Nesrettin Yerlikaya yaşadığı mezra olan Licik’ten 10 Ekim 1993 civarında alındı. Diğerleri gibi önce Pireş’teki mezarlığa götürülen Nesrettin oradan Kepir’deki kampa götürüldü ve on bir kişilik gruba kondu. <\p>

16 yaşındaki Ümit Taş, Alaca Köyü’nden değildi. Operasyonun başlamasından önce 25 Eylül 1993’te Kulp’a gelen Ümit burada polisler tarafından gözaltına alındı. 30 Eylül 1993 tarihli ve Ümit’in parmak izini taşıyan bir belgeye göre polis Ümit’i serbest bırakmıştı. Ancak Ümit evine hiçbir zaman dönmedi. Ümit’i aramak için Kulp’a giden baba Kemal Taş orada yaptığı araştırmalar sonucu oğlunun Bolu Tugay Komutanlığına teslim edildiğini öğrendi. Kemal’in civardaki konargöçerlerden aldığı bilgilere göre Ümit önce Panak Jandarma Karakolunun önünde bağlı bir şekilde tutulmuş, sonrasında Alaca Köyü civarındaki Gürnik’e götürülmüştü. Oğlunun akıbetini öğrenmek için Gürnik’e giden Kemal burada oğlunun Kepir’de on bir kişilik grupta bulunduğunu öğrendi. <\p>

31 Mayıs 2001 tarihli AİHM kararındaki ifadelere göre Mehmet Salih Akdeniz hariç bahsi geçen on bir kişilik gruptaki tüm isimlerin elleri kolları askerler tarafından bağlandı. Köylülerin ipleri sadece yemek, ziyaret ve tuvalet ihtiyacı için çözülmekteydi. Burada askerlerce sorgulanan köyüler gece ve gündüz boyunca dışarıda tutulmaktaydılar. Gruptaki isimlerden Abdo bir ara askerlerce alındı ve bir ya da iki gün sonra döndüğünde topallayarak ve ancak askerlerin yardımıyla yürüyebilmekteydi. Verilen ifadelere göre diğer köylülere çok kötü bir durumda olduğunu söyleyen Mehmet Salih Akdeniz konuşabildiği diğer köylülere öldürüleceklerinden korktuğunu açıkça ifade etti. Behçet Tutuş, Ümit Taş ve Nesrettin Yerlikaya bir ara kılavuzluk yapmak üzere askerlerce alındı. Behçet Tutuş’un ayrıca üzerindeki 20 milyon TL’ye askerler el koydu. 16 ya da 17 Ekim 1993 tarihinde Kepir’deki kampta tutulan köylüler bahsi geçen on bir kişilik gruptaki isimler hariç salıverildi. Abdo Yamık, Celal Aydoğdu, Mehmet Salih Akdeniz, Behçet Tutuş, Mehmet Şerif Avar, Hasan Avar, Bahri Şimşek, Mehmet Şah Atala, Turan Demir, Nesrettin Yerlikaya ve Ümit Taş ise en son bir askeri helikoptere bindirilirlerken görüldüler. <\p>

Bahsi geçen on bir kişinin yakınları bazen tek tek bazen de gruplar halinde yakınlarının akıbetlerini öğrenmek için farklı il ve ilçelerdeki resmi makamlara defalarca başvurdular. Abdo’nun kardeşi olup, operasyon sırasında kendi de askerlerce alınan Süleyman Yamık serbest bırakıldıktan sonra 22 Aralık 1993’te Kulp Kaymakamlığına kardeşiyle ilgili bir dilekçe verdi. Savcı 18 Nisan 1994 tarihinde verdiği cevapta, Abdo’nun gözaltına alınmadığını ve kendisine dair bir bilgilerinin olmadığını söyledi. Süleyman 27 Aralık 1993’te Kulp’a gitti ve kardeşinin durumunu öğrenmek için ilçe cumhuriyet savcısını, kaymakamı (Kadri Koçdemir) ve jandarma komutanını ziyaret etti. Kaymakamdan operasyonun Bolu Tugay Komutanlığı tarafından gerçekleştirdiğini öğrenen Süleyman, Tuğgeneral Yavuz Ertürk’ü görme umuduyla Bolu’ya gitti ancak bir sonuç alamadı. Bingöl Cumhuriyet Savcılığı ile Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’ni (DGM) de ziyaret eden Süleyman, Adalet Bakanlığına kardeşiyle ilgili iki dilekçe daha verdi. <\p>

Mehmet Salih Akdeniz’in kardeşi Mehmet Emin Akdeniz ilgili savcılıklara başvurmak dışında ayrıca Ankara’ya gitti ve burada dönemin başbakanı Tansu Çiller’i ve insan haklarından sorumlu bakanı gördü. İçişleri bakanını da gören Mehmet Salih ayrıca diğer zorla kaybettirilenlerin yakınlarıyla beraber Olağanüstü Hal Valisini de ziyaret etti. <\p>

Süleyman’ın ve diğer zorla kaybettirilen on köylünün yakınlarının verdikleri dilekçeler sonunda Kulp Cumhuriyet Savcılığı kendilerinden haber alınamayan on bir köylü için bir soruşturma başlattı. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinden bilgi isteyen savcılık 31 Aralık 1993’te takipsizlik kararı verdi ve dosyayı Diyarbakır DGM savcısına gönderdi. Diyarbakır DGM savcılığı farklı tarihlerde içinde Süleyman’ın da olduğu kayıp yakınlarının ifadelerini aldı. Bahsi geçen on bir kişinin PKK tarafından kaçırıldığı iddiası üzerinden yürütülen soruşturma sonuçsuz kaldı ve olayın PKK ile ilgisi olmadığı gerekçesiyle 29 Nisan 1997 tarihinde takipsizlik kararı verildi. <\p>

Hukuki yollardan bir sonuç alamayan Süleyman Yamık zorla kaybettirilen diğer 10 köylünün yakınlarıyla beraber 5 Nisan 1994 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na başvurdu. Komisyon başvuruyu 3 Nisan 1995 tarihinde kabuledilebilir buldu ve görevlendirdiği delegeler aracılığıyla 30 Eylül-4 Ekim 1997 ve 4 Mayıs-9 Mayıs 1998 tarihleri arasında iki tanık dinleme duruşması düzenledi. Komisyon delegeleri zorla kaybettirilenlerin yakınları dışında resmi makamlardan şu tanıkları dinlediler: Operasyon sırasında Panak Jandarma Komutanı görevinde olan Ulvi Kartal, Kulp Jandarma İlçe Komutanı Ali Ergülmez, Bingöl Cumhuriyet Savcısı Kenan Sağlam, Diyarbakır DGM Başsavcısı Bekir Selçuk ve Bolu Tugayı Komutanı Tuğgeneral Yavuz Ertürk. <\p>

Tanıkların dinlenmesinin ardından 27 Ekim 1999’da Komisyon olaya dair kendi görüşlerini ve saptamalarını içeren bir rapor yayınladı. Rapora göre Komisyon zorla kaybettirilenlerin yakınlarının tanıklıklarını ve açıklamalarını inandırıcı ve ikna edici bulurken resmi makamların ve getirdiği tanıkların açıklamalarını tutarsız ve ikna edicilikten uzak buldu. Komisyon Türkiye Cumhuriyeti devletinin sunduğu DGM savcılığının yürüttüğü soruşturmaya dair yazılı belgelerin de kendi bulgularını ve saptamalarını değiştirecek nitelikte olmadığına hükmetti. Komisyonun raporunu inceleyen AİHM, 31 Mayıs 2001 tarihinde verdiği kararda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2. (esastan ve usulden), 3. (zorla kaybedilenler açısından), 5., 13. ve eski 25. maddelerinin ihlal edildiğine hükmederek devleti zorla kaybettirilen on bir kişinin yakınlarına tazminat ödemeye mahkum etti. <\p>

2003 yılının Eylül ayında Alaca Köyü’nün civarında Kulp karayolunun inşasında çalışan işçiler yaptıkları çalışma sırasında kurumuş bir dere yatağında insan kemiklerinin olduğu toplu bir mezar buldular. Savcılığa yapılan başvurudan sonra adli tıp kemikleri incelemeye aldı. 5 Kasım 2004’te açıklanan adli tıp raporu bulunan kemiklerin zorla kaybettirilen kişilerden sekizine ait olduğunu doğruladı. Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 2004 yılının Aralık ayında konu ile ilgili bir komisyon kuruldu. Komisyonun yazdığı ve meclis tutanaklarına da geçen rapordaki ifadelere göre bahsi geçen on bir kişi Yavuz Ertürk komutanlığındaki Bolu Tugay Komutanlığında gözaltındalarken öldürülmüşlerdi. Ancak bu rapora rağmen failler uzun yıllar boyunca yargı önüne çıkarılmadılar. <\p>

Konunun zamanaşımına uğramasından hemen önce 2013 yılında Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesiyle yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı konuyla ilgili on dokuz sayfalık bir iddianame hazırladı ve Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi bu iddianameyi kabul etti. İddianamede şu ifadeler yer almaktaydı: “Şüpheli Ertürk'ün komutasında birlik içinde yer alan kimlik bilgileri tespit edilemeyen görevlilerden bazılarının teşekkül oluşturarak yetki ve görevleri olmamasına rağmen hukuka aykırı olarak şüphelendikleri kişileri yakalayarak bir süre sorguladıktan sonra öldürdükleri tespit edildi.” İddianameye göre Yavuz Ertürk’ün Türk Ceza Kanunu’ndaki “kasten öldürme” suçundan 11 kez müebbet ile “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve “halkı silahlı isyana teşvik” suçlarından 25 yıla kadar hapis cezası istenmektedir. Halen süren duruşmalarda tek sanık olan Yavuz Ertürk tutuksuz olarak yargılanmakta ve kendisi hakkında zorla getirilme kararı bulunmaktadır. <\p>

Abdulaziz Gasyak, Ömer Candoruk, Süleyman Gasyak ve Yahya Akman'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti Gasyak ve Digerleri Karari
Hukuki süreçte son durum:Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
Savcılık / Mahkeme adı:Ergün Tokgöz Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2009-07-10 2009-09-11
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
6 Mart 1994'te Botaş Jandarma Karakolu arama noktasında araçları durdurularak gözaltına alınan Süleyman Gasyak, Ömer Candoruk, Abdulaziz Gasyak (13) ve Yahya Akman'ın (17) bedenleri 8 Mart 1994'te Cizre'ye bağlı Bozalan köyü civarında bulundu. Otopsi sonucunda dört kişinin ateşli silah yaralanmasına bağlı olarak öldürüldükleri tespit edildi ve olay yerinden toplanan boş kovanların iki ayrı silaha ait olduğu tespit edildi. Olayla ilgili tahkikat Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı üzerine Cizre İlçe Jandarma Komutanlığınca yapıldı ancak tahkikatta sadece olay yeri tespit tutanağı ve olay yerinin krokisi düzenlenerek Cemal Temizöz imzalı üst yazısıyla Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. Öldürülen kişilerin kimlikleri belirlenmiş olmasına rağmen hiçbirinin yakınının ya da görgü şahitlerinin bilgisine başvurulmadı ve olay yeri tespit tutanağına öldürülen dört kişinin, korucu olmadıkları halde ve hatta korucu olmaları yönünde üzerlerinde baskı olmasına ve kabul etmedikleri için devlet güçlerince defalarca tehdit edilmelerine rağmen, Keççan Hesinan Aşiretinin geçici köy korucusu oldukları ve bu nedenle PKK tarafından öldürüldüklerinin düşünüldüğü yazıldı. Bu haliyle evrak görevsizlik kararı verilerek Devlet Güvenlik Mahkemesi Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi ve bir süre sonra da daimi aramaya alındı.

Aileler 11.07.2002 tarihinde savcılığa yeniden başvurana kadar şüphelilerin belirlenmesine yönelik herhangi bir inceleme yürütülmedi. Olaydan birkaç gün sonra Yahya Akman'ın babası İsa Akman emniyetten Ramazan Hoca, jandarmadan da Selim Hoca olarak bilinen kişiler tarafından şikayetçi olmamaları konusunda tehdit edildi. Benzer bir şekilde Leyla Gasyak da bir tanıdıklarının taziyesinden dönerken beyaz bir araba tarafından evine kadar takip edildi ve evinin önüne geldiğinde araçtan inen Bedran kod adıyla tanınan Adem Yakin tarafından olayla ilgili kimseyle konuşmamaları için tehdit edildi. Aileler daha sonra Ömer Candoruk'a ait Toros marka aracın Cizre'de jandarma istihbarat elemanları tarafından kullanıldığına şahit oldular ancak korktukları için hiçbir yere şikayette bulunamadılar.

2002 yılında aileler, hala korkmalarına rağmen, Cemal Temizöz ve ekibinin Cizre'den artık tamamen gittiği söylentileri yaygınlaşınca Cizre ve Şırnak savcılıklarına başvurarak Cemal Temizöz, Abdulhakim Güven ve Bedran kod adlı Adem Yakin'den şikayetçi olarak soruşturmanın yeniden açılmasını sağladı. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı maktul yakınlarının yanı sıra gözaltına alınmaya şahit olan A.M.'nin, dört kişinin öldürüldüğü ana şahit olan Bozalan köyünden E.T. ve şüpheliler Abdulhakim Güven ve Adem Yakin'in ifadelerini aldı ve 2003/497 esas sayılı iddianamesi ile 05.08.2003 tarihinde kamu davası açtı. Şırnak Ağır Ceza Mahkemesi 2005/35 karar numaralı dosya kapsamında 29.03.2005 tarihinde şüpheliler hakkında kasten adam öldürme suçundan delil yetersizliğinden beraat kararı verdi. Ailelerin temyiz başvurusu da reddedildi ve beraat kararı 14.11.2006 tarihinde onandı.

25 Temmuz 2005 yılında aileler Şırnak Valiliğine başvurarak 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanundan yararlanmak istedikleri yönünde başvuru yaparak tazminat talep ettiler. 10 Temmuz 2006'da Valilik, yakınlarının "PKK üyeleri tarafından" öldürülmesini gerekçe göstererek başvuruyu kabul etti; tazminat ödenmesi yönünde karar verdi.

Açılan soruşturma daha sonra (Kamil Atak’ın kardeşi) Mehmet Nuri Binzet'in 2009 yılındaki itirafları sonrasında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2009/906 soruşturma numarası ile hazırlanan 2009/972 numaralı iddianame kapsamına alındı. Müşteki ve tanık anlatımlarının, özellikle olaya görgüsü olan tanıklar E.T. ve A.M.'nin anlatımlarının, dosya gizli tanıkları Tükenmez Kalem ile Sokak Lambası'nın (Hıdır Altuğ ve Abdülhakim Güven) itirafları ile birebir uyduğu gerekçesiyle maktuller Süleyman Gasyak, Abdulaziz Gasyak, Yahya Akman ve Ömer Candoruk'un şüpheli Cemal Temizöz'ün talimatı ile şüpheliler Adem Yakin, Fırat Altın (Abdulhakim Güven), Hıdır Altuğ ile Yavuz, Cabbar, Selim Hoca ve Tuna kod adlı şahıslar tarafından ateşli silah ile vurulmak suretiyle öldürüldükleri kanaati belirtildi.

İddianamede, 1993-95 yılları arasında Cizre İlçe Jandarma Bölük Komutanı olan Cemal Temizöz’ün Bedran/Şahin kod adlı Adem Yakin, Ferit kod adlı Fırat Altın ve Tayfur kod adlı Hıdır Altuğ ile gerçek isimleri tespit edilemeyen uzman çavuşlar Yavuz Güneş, Selim Hoca, Cabbar ve Tuna kod isimlerini kullanan şahıslardan oluşan sivil bir sorgu/infaz timi kurduğu, bu grupla, 22 kişiyi terörle mücadele adı altında işkenceyle sorguladığı, zorla kaybettiği ya da öldürdüğü iddia edildi. Tuna kod isimli şahsın bir trafik kazasında öldüğü ancak diğerlerinin gerçek isimleri belirlenemediği için haklarında kamu davası açılamadığı belirtildi. Sanıklar hakkında “Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, örgüt üyesi olmak, cinayete azmettirmek ve cinayet”ten Cemal Temizöz için dokuz, Kamil Atak ve Adem Yakin için yedi, Fırat Altın (Abdülhakim Güven) için altı, Hıdır Altuğ için üç, Temer Atak için iki ve Kukel Atak için bir kez ağırlaştırılmış müebbet istendi. 2009 yılında sanıklardan Kamil Atak, Cemal Temizöz, Temer Atak, Adem Yakin ve Fırat Altın (Abdülhakim Güven) tutuklanarak yargılanmaya başlandı. Mart 2009’dan beri firari olarak aranan Kukel Atak ise 8 Ocak 2010’da yakalanarak tutuklandı. Dava başladıktan yaklaşık üç yıl sonra, müdahil avukatların çabalarıyla dönemin belgelerindeki imzalardan çapraz karşılaştırma yapılarak kimliği tespit edilen “Yavuz hoca” ya da “Yavuz Güneş” kod adıyla bilinen Uzman Çavuş Burhanettin Kıyak da 27 Temmuz 2012’de Ankara’da tutuklandı.

Bir yılı aşkın bir süre ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle tutuklu yargılanan Kukel Atak, 18 Mart 2011’de sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildi. 1994 yılında Cizre'de Temizöz'ün kurduğu ekipte görev aldığı ve Ramazan Uykur'u öldürdüğü iddiasıyla yargılanan Temer Atak ise suç tarihinde askerde olduğu iddiasıyla 22 Haziran 2012’de tahliye edildi. Kamil Atak suç vasfı ve delil durumunun değerlendirilmesi sonucu 21 Aralık 2012’de; Hıdır Altuğ ve Fırat Altın (Abdulhakim Güven) 8 Kasım 2013’te, Cemal Temizöz ise 12 Eylül 2014’te tutuklulukta geçirdikleri süre dikkate alınarak tahliye edildi. 23 Mart 2009’da Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı iken tutuklanan ve 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanan Cemal Temizöz, 2010 yılında Yüksek Askeri Şurâ tarafından emekliye sevk edildi. Davada en son tutuklanan Burhanettin Kıyak ise, üç yıla yakın tutuklu yargılanmasının ardından 2 Nisan 2015’te adli kontrol şartı ve yurt dışı yasağı konularak tahliye edildi. Güvenlik gerekçesiyle Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesine nakledilen davada 5 Kasım 2015'te bütün sanıklar hakkında beraat kararı verildi.

Ailelerin 13 Haziran 2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yaptığı başvuru sonucunca açılan davada AİHM 13 Ocak 2010 tarihinde karar verdi. Mahkeme, Türkiye'yi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesini usulden ihlal ettiği gerekçesiyle hükümeti ailelere tazminat ödemeye mahkum etti.

Abdulbaki Birlik, Kemal Birlik, Zeki Alabalık ve Zübeyir Birlik'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2009-01-01 2014-07-20
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Çetin Birlik'in 31.03.1995 tarihinde Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek, ağabeyi Kemal Birlik ve onu cezaevinden almaya giden babası Abdulbaki Birlik ile ağabeyi Zübeyir Birlik'ten bir daha haber alamadıklarını, öldürüldüklerinden şüphelendiklerini belirterek, gerekli soruşturmanın yapılmasını talep etmesi üzerine 1995/251 numaralı soruşturma başlatıldı. Soruşturma kapsamında Zeki Alabalık’ın kızı Esra Alabalık’ın müşteki sıfatıyla ifadesine başvuruldu.

Savcılık tarafından Kızıltepe İlçe Jandarma Komutanlığından araştırma yapılmasının istenmesi üzerine Komutanlık 11.04.1995 tarihli cevabi yazısında "Zeki Alabalık ve Kemal Birlik'in 29.03.1995 günü saat 10.00'da Kızıltepe Kapalı Cezaevinden tahliye edildiklerini, sonra Kızıltepe ilçesi Şenyurt Kavşağına doğru gittiklerinin belirlendiğini ve başkaca bir bilgiye ulaşılamadığını" belirtti.

Meliha Birlik’in Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı başvuru üzerine başlatılan 2000/246 numaralı soruşturma dosyası 16.02.2000 tarihinde görevsizlik kararıyla Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. 02.06.2000 tarihinde 1995/251 numaralı soruşturmayla birleştirildi.

27.10.2008 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2008/1756 numaralı dosya üzerinden yürüttüğü, kamuoyunda Ergenekon olarak anılan soruşturma kapsamında gizli tanık Aydos verdiği ifadede "Kızıltepe İlçe Jandarma Komutanı Hasan Atilla Uğur’un terörle mücadele adı altında bölgede birçok cinayet, işkence, karanlık faaliyetler gerçekleştirdiğini" beyan etti. Bunun üzerine savcılık söz konusu iddialarla ilgili kısmı dosyadan ayırarak araştırması için Diyarbakır TMK M.10 ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi.

Diyarbakır TMK M.10 ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığınca 2009/3586 numaralı dosya üzerinden soruşturma başlatıldı. Bu kapsamda müşteki sıfatıyla Kemal Birlik’in kardeşi Çetin Birlik ile Zeki Alabalık’ın kardeşi Cahit Alabalık’ın ve tanık sıfatıyla Zeki Alabalık ve Kemal Birlik ile aynı koğuşta kalmış olan Hüsnü Acay’ın ifadesine başvuruldu. 10.01.2013 tarihinde Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben "gizli tanığın ifadesinde geçen olaylar ile benzeri olaylara ilişkin kapsamlı araştırma yapılması" talimatı yazıldı. Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı olayların talimat bürosu üzerinden araştırılamayacak kadar geniş kapsamlı olduğunu belirterek, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının uygun bulmasıyla, 13.02.2013 tarihinde 2013/464 numaralı dosya üzerinden soruşturmaya başladı. Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığının 1995/251 numaralı soruşturması da 2013/464 numaralı soruşturmayla birleştirildi. Bu kapsamda tanık sıfatıyla Behçet Kurt ve İsmet İpek dinlendi.

11.06.2013 tarihinde kayıp yakınları avukatı tarafından Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığına sunulan dilekçede "1995 yılında cezaevinden tahliye olduktan sonra kaybolan Kemal Birlik ve Zeki Alabalık ile bu şahısların iki akrabasının Kızıltepe ilçesi Yurtderi köyünde bulunan kilise içindeki kuyuya atıldıklarına dair harici bilgi elde edildiği" beyan edildi. Bunun üzerine 13.06.2013 günü bölgede kazı yapıldı ve söz konusu kuyu içinde parçalanmış vaziyette toplam 612 adet insan kemiği ile iki adet bez parçası bulundu. Bulunan kemikler kayıp yakınlarının DNA profiliyle mukayese edilmek üzere İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderildi. İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Biyoloji İhtisas Dairesinin 04.06.2014 tarih ve 1210 sayılı raporuyla kemiklerden bazılarının Zübeyir Birlik'e ait olduğu belirlendi. 04.03.2014 tarih ve 2137 sayılı raporu ile de kemiklerden bazılarının Zeki Alabalık'a ait olduğu belirlendi.

Bu dosya 03.07.2013 tarihinde 2013/94 numaralı fezlekeye bağlanarak Diyarbakır TMK M.10 ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. Burada soruşturmaya 2013/1886 numaralı dosya üzerinden devam edildi. 06.03.2014 tarihinde Resmi Gazetede kabul edilerek yasalaşan 6526 sayılı Kanun ile TMK M.10 ile görevli cumhuriyet başsavcılıklarının görevlerine son verilmesi üzerine dosya Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilerek, 2014/1052 numaralı soruşturma numarasını aldı.

Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı delilleri değerlendirerek, 20.07.2014 tarihinde 1992 ile 1996 yılları arasında Mardin’in Kızıltepe ilçesinde zorla kaybedilen ve yasa dışı keyfi infaz edilen 22 kişiye ve köy yakmalara ve boşaltmalara ilişkin bir iddianame düzenledi. İddianamede bu eylemlerin “sistematik” bir şekilde Jitem faaliyeti olduğu, bu yapının da devlet bağlantısı bulunduğu vurgulandı. “Kemal Birlik ve Zeki Alabalık'ın tahliye oldukları 29.03.1995 günü kendilerini karşılamaya gelen Abdulbaki Birlik ve Zübeyir Birlik ile birlikte Jitem tarafından alıkonup kaçırılarak öldürüldükleri yönünde kuvvetli şüphe içeren delillerin mevcut olduğu anlaşılmıştır” tespitinde bulunuldu.

Şüpheli Hasan Atilla Uğur, Eşref Hatipoğlu ve Ahmet Boncuk‘un örgütün Kızıltepe ve Diyarbakır yöneticileri oldukları, dönem itibariyle Kızıltepe İlçe Jandarma Komutanlığında görevli olan Ünal Alkan'ın Jitem’e üye olduğu, Kızıltepe’de bu örgüte bağlı olarak geçici köy korucularından ve itirafçılardan oluşan "Bıçak Timi" adı altında bir timin mevcut olduğu, bu timin korucular Abdurrahman Kurğa, Ramazan Çetin, Mehmet Salih Kılıçaslan, Mehmet Emin Kurğa ve İsmet Kandemir ile asker olan Ünal Alkan'dan oluştuğu, Bıçak Timi'nin 1992 ile 1996 yılları arasında faaliyet gösterdiği belirtildi.

İddianame Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi, ancak Mahkeme gördüğü ilk duruşmada nakil kararı verilmesini talep etti. Bunun üzerine Yargıtay 5. Ceza Dairesi tarafından “güvenlik gerekçesiyle” davanın Ankara’ya nakledilmesine karar verildi. Dava Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmeye başlandı. 03.03.2015 tarihli ilk duruşmada sanıklardan emekli Albay Hasan Atilla Uğur ile dönemin Diyarbakır İl Jandarma Komutanı Albay Eşref Hatipoğlu’nun rütbeleri sebebiyle, yargılanmaları için Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’ndan izin alınması gerektiğine karar verildi. Yargılama izin alınana dek durduruldu. 18.10.2015 tarihinde görülen duruşmada ise HSYK’dan cevap gelmediği gerekçesiyle bir sonraki duruşma 15.01.2016 tarihine ertelendi. Duruşma öncesi HSYK’nın sanıkların “silahlı örgüt kurmak” ve “tasarlayarak insan öldürmek” suçlarından yargılandıkları için izin alınmasına gerek olmadığına ve doğrudan kovuşturma yapılabileceğine hükmeden kararı mahkemeye ulaştı. 15 Ocak tarihli duruşmada müdafii avukatları mahkeme heyetinin çekilmesini talep etti. Savcının usule ve esasa aykırı olduğu gerekçesiyle reddettiği bu talebi mahkeme heyeti yetkili merciiye gönderme kararı aldı. Bir sonraki duruşma 27 Nisan 2016 tarihinde görülecek. Davaya ilişkin geniş özet için tıklayın.

Davada şüpheli sıfatıyla yargılanan Hasan Atilla Uğur 2007 yılında Albay rütbesiyle emekli oldu. Ergenekon soruşturması kapsamında 1 Temmuz 2008 tarihinde gözaltına alındı. Savcı tarafından mahkemeye sevk edilerek tutuklandı. 5 Ağustos 2013 tarihinde açıklanan mahkeme kararı sonucunda "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek" suçundan, suçun işlendiği tarih göz önünde bulundurularak eski TCK'nın 147. maddesi gereğince, 20 yıl hapis cezasına, "Kişisel verileri ele geçirme" suçundan 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ayrıca "Ateşli Silahlar Kanununa muhalefetten" 2 yıl 3 ay hapis ile 4 bin 500 Lira para cezası da uygulandı ve toplamda 29 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Özel yetkili mahkemeleri kaldıran, tutukluluğu azami 5 yılla sınırlayan yasa değişikliğiyle, hakkında verilmiş ceza hükmü olmasına rağmen Mart 2014'te tahliye edildi. Dava Yargıtay aşamasında.

Abdulhakim Tanrıverdi'nin Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:Adem Akıncı
Soruşturma / Dava tarihi:2009-03-23
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
09.04.1993 tarihinde, Abdulhakim Tanrıverdi Cizre’ye bağlı Kuştepe köyünde, eşi ve çocuklarıyla beraber kaldığı evinden kimliği belirsiz üç-dört kişi tarafından kaçırılmıştır.

17.04.1993 tarihinde, Abdulhakim Tanrıverdi’nin bedeni iki çoban tarafından, Şırnak ili Cizre ilçesi Kuştepe mevkiinde, İdil yolunda Düzova köyü yakınlarında bir derede üzeri taşlarla kaplı bir şekilde bulunmuştur. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı bedenin bulunması üzerine 1993/223 hazırlık numarası ile soruşturma başlatmıştır.

17.04.1993 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı olay yeri inceleme ve ölü muayenesi yaptırmıştır. Muayene raporundaki bilgilere göre, bedenin üzerinde herhangi bir açık yara bulunmamakla birlikte, ellerinin ön taraftan bağlı olduğu, kafatasının kırıldığı, baş kısmının arka taraftan içe göçük olduğu, alt çenesinin ve ön dişlerinin bulunmadığı ve uzun süre toprak altında kaldığı, bu nedenle bedenin bir bölümünün yandığı, çürüdüğü tespit edilmiştir. Muayene sırasında kimlik tespitini maktulün kardeşi Abdurrahim Tanrıverdi yapmıştır. Otopsi zaptında tanık olarak adı geçen kişiler, Abdulaziz Tanrıverdi* ve Abdurrahim Tanrıverdi’dir. Söz konusu tutanakta maktulün kardeşi Abdurrahim Tanrıverdi, kardeşinin “yasadışı örgüt” mensuplarınca “köyde yapılacak bir toplantıya katılmaya zorlanarak” kaçırıldığını beyan etmiştir.**

21.04.1993 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı suçun “siyasi amaçla adam öldürmek” olduğunu belirterek görevsizlik kararı vermiş ve 1993/219 hazırlık soruşturma numaralı dosyayı Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. (Karar No: 1993/82)

Atike Tanrıverdi aynı durumun çocuklarının da başına gelmesinden korktuğu için olayı soruşturmaktan vazgeçmiş ve o dönemde hiçbir hukuki süreç başlatmamıştır. Abdulhakim Tanrıverdi’nin ölümünden kısa bir zaman sonra eşi ve çocukları Kuştepe köyünden Mersin’e göç etmiş ve Mersin’de beş yıl yaşadıktan sonra geçim sıkıntısı nedeniyle Cizre’ye geri taşınmışlardır.

23.03.2009 tarihinde Abdurrahim Tanrıverdi tarafından Abdulhakim Tanrıverdi'nin gözaltındayken kaybedilmesi olayı ile ilgili olarak Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına şikayet dilekçesi verilmiştir.

23.03.2009 tarihinde, müşteki/mağdur Atika Tanrıverdi Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak Abdulhakim Tanrıverdi'nin gözaltındayken kaybedilmesi olayının ve eşinin akıbetinin araştırılmasını isteyerek bir şikayet dilekçesi vermiştir.***

Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, 2009/430 hazırlık numarasıyla yeni bir soruşturma başlatmıştır.

23.03.2009 tarihinde, Atika Tanrıverdi müşteki olarak verdiği ifadesinde, o dönemde çocuklarını tehlikeye düşürmemek için şikayetçi olamadığını ve şehir değiştirdiğini, Kuştepe köyünde yapılan kazılarda insan kemikleri bulunmasının ardından hakkını aramaya karar verdiğini belirtmiş ve şüpheli olarak Cemal Temizöz’ün ismini vermiştir.

23.03.2009 tarihinde, Abdulhakim Tanrıverdi'nin kardeşi Abdurrahim Tanrıverdi de tanık olarak ifade vermiştir. Tanık, ifadesinde kardeşinin kaçırılmasının ardından Binbaşı Cemal Temizöz’e başvurduklarını ve kendisinden “Kardeşini biz öldürdük, peşine düşmeyin,” diyerek tehdit aldıklarını ifade etmiştir. Abdurrahim Tanrıverdi, savcının köylerine geldiğini hatırladığını, yaptığı işlemleri bilmediğini ve sonrasında kendilerine hiçbir bilgi verilmediğini belirtmiştir.

20.12.2011 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, tanık Gülsün Kurt’un olay gününe ilişkin ifadesini almıştır.

21.12.2011 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, tanık Abdulaziz Tanrıverdi’nin olay gününe ilişkin ifadesini almıştır.

* Abdulaziz Tanrıverdi 2011’de verdiği sonraki ifadesinde, bedenin bulunduğu tarihte Cizre’de olmadığını, olayları daha sonradan köy halkından öğrendiğini belirtmiştir.

** İfadesinde bu bilgileri kardeşinin eşinden aldığını belirtmiştir.

*** 2009 yılında cezaevinde tutuklu bulunan iki gizli tanığın, Şırnak ili Cizre ilçesinde 1993 -1995 yılları arasında terörle mücadele adı altında faaliyet yürüten bir suç örgütünün varlığından bahsedip işlenen suçlar hakkında ayrıntılı bilgiler vermeleri üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK 250. Maddesinde Belirtilen Suçlara Bakmakla Yetkili) 2009/906 hazırlık numaralı bir soruşturma başlattı. Savcılığın, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı (Soruşturma No: 2009/430) ile birlikte yürüttüğü bu soruşturmanın ciddiyetle üzerine düşülmesi sonucu, tanık anlatımlarının birçok eski dosya bilgileri ile örtüştüğü görülerek, önemli kanıtlara ulaşıldı ve şüphelilerin bir kısmı tutuklandı. Yaşanan gelişmelerin duyulmasıyla bölge kamuoyunda sorumluların tespit edilip yargılanabileceği umudu doğdu. Bu nedenle 2009 yılında Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde pek çok aile Şırnak Barosu aracılığıyla ve gönüllü avukatların desteğiyle kendi kayıplarının da akıbetlerini öğrenebilmek ve sorumluların bulunması amacıyla uzun süredir hiçbir ilerleme olmamış kayıp dosyaları ile ilgili olarak savcılıklara yeniden başvuru yaptı.

Abdulhamit Düdük'ün Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti Temizöz ve Diğerleri Davası İddianamesi
Hukuki süreçte son durum:Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
Savcılık / Mahkeme adı:Ergün Tokgöz Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
17 Temmuz 1994 günü Gürsu köyü ile Sarıtarla mezrası arasında dere içinde ölü bir şahıs bulunduğu bildirimi üzerine Cizre Cumhuriyet Başsavcılığınca olay yerine gidilerek olay yeri tespit tutanağı düzenlendi. Tutanakta, henüz bir araştırma yapılmadan, Abdulhamit Düdük’ün “muhtemelen PKK tarafından öldürülmüş olduğu” görüşü belirtildi. Aynı tarihte ölü muayene ve otopsi tutanağı düzenlendi. Ancak, klasik otopsi yapılmasına gerek duyulmadı.

Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, 27 Temmuz 1994 tarihinde, Düdük’ün PKK tarafından öldürüldüğü kanısıyla görevsizlik kararı vererek dosyayı Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi (Karar No:1994/201). İsmet Düdük, 1994 yılı içerisinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı ve Mardin Cumhuriyet Başsavcılığına birkaç kez verdiği dilekçelerinde, olayın sorumluları olarak Bedran ve Hakim kod adlı itirafçıları gösteriyor, görgü tanıklarının korkularından ifade ver(e)mediklerini ve failler korunduğu için yaptıkları başvurulardan sonuç alamadıklarını söylüyordu. Savcılık, tanıklar İ.E. , H.A. ve Nuri Düdük’ün ifadesine başvurdu. Nuri Düdük, failler hakkında gereğinin yapılmasını talep ederken görgü tanıkları, Hakim ve Bedran kod adlı itirafçıları tanımadıklarını söyledi. Cizre İlçe Jandarma Komutanlığının da başvurduğu görgü tanığı İ.E. ve diğer tanıklar A.G. ile A.B., fail oldukları iddia edilen Hakim ve Bedran kod adlı itirafçıları tanımadıklarını beyan etti. Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı, Cizre İlçe Jandarma Bölük Komutanlığına yazı yazarak, Abdulhamit Düdük ile ilgili tutanakları istedi. Komutanlık, Abdulhamit Düdük’ün aracının durdurulduğu, yapılan arama işlemi neticesinde üzerinde yüklü miktarda paraya rastlandığı, bunun üzerine İlçe Jandarma Komutanlığı Merkezine davet edildiği, üzerinde yüklü miktarda para taşımaması konusunda tembihlendikten sonra tutanak tutulmaksızın serbest bırakıldığı cevabını verdi.

Aynı yıl, Mardin Cumhuriyet Başsavcılığında Hüsni Çetin, Hasan Çetin, Feyzi Erdoğan ve Suphi Ökten hakkında Abdulhamit Düdük’ü gasp etme suçundan soruşturma yürütülüyordu. İsmet Düdük, savcılığa dilekçe yazarak bu kişilerin öldürme olayından da sorumlu oldukları iddiasıyla soruşturmanın genişletilmesini talep etti. Savcılığın sanık sıfatıyla ifadesini aldığı bu kişiler, yolda jandarmalar tarafından yakalanarak karakola getirildiklerini, Abdulhamit Düdük’ü tanımadıklarını ve öldürme olayıyla ilgili hiçbir bilgileri olmadığını söyledi. Bunun üzerine, 17 Ocak 1995 tarihinde görevsizlik kararı verilerek dosya suçun işlendiği yer olması nedeniyle Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi (Karar No: 1995/6). 7 Şubat 1995 tarihinde Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 1994/5023 hazırlık sayılı Abdulhamit Düdük’ün öldürülmesi olayının araştırıldığı dosya ile 1995/534 hazırlık sayılı Fevzi Erdoğan, Suphi Ökten, Hüsni Çetin ve Hasan Çetin’in gasp suçu işlemesi hakkındaki soruşturma dosyası birleştirilerek soruşturmaya 1994/5023 numaralı dosya üzerinden devam edilmesine karar verildi (Karar No: 1995/32).

Uzunca bir süre işlem yapılmayan soruşturma, 2009 yılında, gizli tanıkların yaptığı açıklamalar üzerine, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK 250. Madde İle Görevli), Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı (Soruşturma No: 2009/430) ile birlikte yürüttüğü 2009/906 hazırlık numaralı soruşturmanın başlatılmasıyla hareket kazandı. Bu gelişme, adaletin tesis edileceği umudu taşıyan yüzlerce ailenin Şırnak Barosu aracılığıyla ve gönüllü avukatların destekleriyle kendi kayıplarının da akıbetlerini öğrenebilmek amacıyla savcılıklara yeniden başvuru yapmasına yol açtı. Abdulhamit Düdük ile ilgili soruşturma evrakları da delil olarak 2009/430 soruşturma numaralı dosyaya sunuldu.

11 Haziran 2009 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK 250. Madde İle Görevli), devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçu isnat edilen şüpheliler Adem Yakin (Bedran - Şahin), Fırat Altın (Abdülhakim Güven) hakkındaki dosya ile yine aynı suçtan şüpheli Fevzi Erdoğan, Suphi Ökten, Hüsni Çetin ve Hasan çetin hakkındaki dosyayı ayırarak, soruşturmaya, Fırat Altın ve Adem Yakin hakkında 2009/2050, diğerleri hakkında 1994/5023 numaralı dosya üzerinden devam etmeye karar verdi. Aynı tarihte, Fırat Altın ve Adem Yakin hakkında devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçundan dolayı yürütülen 2009/906 numaralı soruşturma dosyası ile 2009/2050 numaralı soruşturma dosyası birleştirilerek, soruşturmaya 2009/906 numaralı dosya üzerinden devam edilmesine karar verildi. Bu soruşturma kapsamında savcılık tarafından ifadesine başvurulan Nuri Düdük, bunca yıl olayla ilgili yapmış oldukları araştırmaların Cizre İlçe Jandarma Komutanlığına varınca tıkandığını ve bunun sorumlusu olarak Cemal Temizöz’ü gördüğünü beyan etti.

Savcılık, yürüttüğü soruşturmanın sonucunda faillerde birlik olduğunu tespit ettiği 20 maktul ile ilgili kamuoyunda “Temizöz ve Diğerleri Davası” olarak bilinen dava sürecini başlattı. 14 Temmuz 2009 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı iddianamede, 1993-95 yılları arasında Cizre İlçe Jandarma Bölük Komutanı olan Cemal Temizöz’ün Bedran/Şahin kod adlı Adem Yakin, Ferit kod adlı Fırat Altın ve Tayfur kod adlı Hıdır Altuğ ile gerçek isimleri tespit edilemeyen uzman çavuşlar Yavuz Güneş, Selim Hoca, Cabbar ve Tuna kod isimlerini kullanan şahıslardan oluşan sivil bir sorgu/infaz timi kurduğu, bu grupla, 22 kişiyi terörle mücadele adı altında işkenceyle sorguladığı, zorla kaybettiği ya da öldürdüğü iddia edildi. Tuna kod isimli şahsın bir trafik kazasında öldüğü ancak diğerlerinin gerçek isimleri belirlenemediği için haklarında kamu davası açılamadığı belirtildi. Sanıklar hakkında “Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, örgüt üyesi olmak, cinayete azmettirmek ve cinayet”ten Cemal Temizöz için dokuz, Kamil Atak ve Adem Yakin için yedi, Fırat Altın (Abdülhakim Güven) için altı, Hıdır Altuğ için üç, Temer Atak için iki ve Kukel Atak için bir kez ağırlaştırılmış müebbet istendi. Davada Bedran-Şahin kod adlı Adem Yakin ve Ferit kod adlı Fırat Altın (Abdulhakim Güven), Abdulhamit Düdük’ü ateşli silah ile vurmak suretiyle iştirak halinde öldürmekten yargılanıyor.

2009 yılında sanıklardan Kamil Atak, Cemal Temizöz, Temer Atak, Adem Yakin ve Fırat Altın (Abdülhakim Güven) tutuklanarak yargılanmaya başlandı. Mart 2009’dan beri firari olarak aranan Kukel Atak ise 8 Ocak 2010’da yakalanarak tutuklandı. Dava başladıktan yaklaşık üç yıl sonra, müdahil avukatların çabalarıyla dönemin belgelerindeki imzalardan çapraz karşılaştırma yapılarak kimliği tespit edilen “Yavuz hoca” ya da “Yavuz Güneş” kod adıyla bilinen Uzman Çavuş Burhanettin Kıyak da 27 Temmuz 2012’de Ankara’da tutuklandı.

Bir yılı aşkın bir süre ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle tutuklu yargılanan Kukel Atak, 18 Mart 2011’de sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildi. 1994 yılında Cizre'de Temizöz'ün kurduğu ekipte görev aldığı ve Ramazan Uykur'u öldürdüğü iddiasıyla yargılanan Temer Atak ise suç tarihinde askerde olduğu iddiasıyla 22 Haziran 2012’de tahliye edildi. Kamil Atak suç vasfı ve delil durumunun değerlendirilmesi sonucu 21 Aralık 2012’de; Hıdır Altuğ ve Fırat Altın (Abdulhakim Güven) 8 Kasım 2013’te, Cemal Temizöz ise 12 Eylül 2014’te tutuklulukta geçirdikleri süre dikkate alınarak tahliye edildi. 23 Mart 2009’da Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı iken tutuklanan ve 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanan Cemal Temizöz, 2010 yılında Yüksek Askeri Şurâ tarafından emekliye sevk edildi. Davada en son tutuklanan Burhanettin Kıyak ise, üç yıla yakın tutuklu yargılanmasının ardından 2 Nisan 2015’te adli kontrol şartı ve yurt dışı yasağı konularak tahliye edildi. Güvenlik gerekçesiyle Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesine nakledilen davada 5 Kasım 2015'te bütün sanıklar hakkında beraat kararı verildi.

Abdulkadir Çelikbilek'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti CELIKBILEK-TURKIYE-KARARI
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:1994-12-21
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
15.12.1994’te, Abdulkadir Çelikbilek’in kardeşi Abdurrahman Çelikbilek dilekçe vermek için Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Savcılığına gitti. Ancak, mahkeme binasının kapısındaki polis, kardeşinin isminin gözaltına alınanlar listesinde olmadığını söyleyerek dilekçesini kabul etmedi. Abdurrahman Çelikbilek, ilerleyen günler içinde birçok kez Diyarbakır Devlet Mahkemesine gitti ancak kardeşi hakkında bilgi alma girişimleri hiçbir sonuca ulaşmadı.

21.12.1994’te saat 07.30’da, bazı kişiler Mardinkapı mezarlığının yanındaki yolun kenarında bir kişinin yatmakta olduğunu gördüklerini polise bildirdi. Polis olay yerine geldiğinde, Mardinkapı Mezarlığının girişinden yaklaşık 150-200 m. uzaklıkta, mezarlığın duvarıyla yol arasındaki tezek yığınının üzerinde Abdulkadir Çelikbilek’in cenazesini buldu. Bunun üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı ve polis memurları olay yerine intikal etti. Abdurrahman Çelikbilek’in ifadesine göre, polis memurları olay yerine giderken yanlarında Abdurrahman’ı da götürdüler ve Abdurrahman Çelikbilek ölen kişinin kardeşi olduğunu doğruladı.

Hazırlanan olay yeri tespit tutanağına göre, ölen kişinin elleri, giymiş olduğu paltonun kemeriyle arkadan bağlıydı ve olay yerinde hiçbir kanıt bulunmamıştı. Polis memurlarının cenazenin yerini göstermek için hazırladıkları bir taslakta, ölüm sebebinin telle boğulma olduğu kaydedildi. Görevli Savcı ve patolog, “uzun bir telle boğulmuş” olan Abdulkadir Çelikbilek’in bedenini inceledi. Rapora göre, cenazenin yanında çok sayıda ayak izi gözlemlendi ancak, sayıları çok fazla olduğundan ve hepsi birbirine karıştığından, bu ayak izlerinin kalıpları çıkarılamadı. Aynı şekilde cenazenin yanında görülen tekerlek izlerinin de “olayla hiçbir ilgisi olmayan” araçlara ait olduğu sonucuna varıldı. Olay yerinde hiçbir kavga izi görülmedi. Cinayetin fail(ler)i hakkında ipucu verebilen hiçbir kanıta rastlanmadı. Ancak AİHM kararına göre bedenin bulunmuş olduğu mahal olduğu şekliyle muhafaza edilmedi ve ayak izleri ve araba lastiği izlerinin örneklerinin bulunduğu belgeler AİHM ile paylaşılmadı. Ayrıca mağdurun boğulmuş olduğuna dair bulgular olduğu halde parmak izi testleri yapılmadı.

Savcı, cenazenin otopsi için Diyarbakır Devlet Hastanesi morguna gönderilmesi talimatını verdi ve cenaze 9.30 civarında otopsi için hastaneye götürüldü. Otopsi raporuna göre, doktor ölüm sebebinin boğulma ve öldürmenin kasıtlı olduğu sonucuna vardı. Doktor ölümün yaklaşık 10-15 saat önce gerçekleştiği sonucuna vardı. Daha sonra savcı, gömme izni çıkardı ve polis memurlarına kapsamlı bir araştırma gerçekleştirmeleri talimatını verdi.

21.12.1994 günü saat 15.30’da Mardinkapı Polis Karakolunda, emniyet amiri tarafından Abdulkadir Çelikbilek’in ağabeyinin ifadesi alındı. Abdurrahman, kardeşinin 14.12.1994 akşamı evine dönmediğini, ertesi gün, kardeşinin sık sık gittiği kahvehaneye gittiğini ve oradaki kişilere kardeşini görüp görmediklerini sorduğunu, Abdulkadir’in en son kahveden çıkarken birkaç sivil polis tarafından beyaz renkli Renault marka bir arabaya bindirilirken görüldüğünü ancak aracın plaka numarasının “belirgin” olmadığını ifade etti. Ayrıca Abdurrahman, özellikle şüphelendiği birisi olmadığını ve ailenin hiçbir düşmanı bulunmadığını ekledi.

21.12.1994 günü saat 15.45’te, Mardinkapı Polis Karakolu emniyet amiri, Abdulkadir’in eşi Aynur Çelikbilek’in ifadesini aldı. Aynur Çelikbilek, 14.12.1994’te saat 11.00 civarında eşinin evlerinden ayrıldığını, akşam eve dönmeyince kayınbiraderini haberdar ettiğini ancak bütün çabalara rağmen, eşini bulamadıklarını ifade etti. Ayrıca Aynur Çelikbilek, özellikle şüphelendiği birisi olmadığını ve ailenin hiçbir düşmanı bulunmadığını ekledi.

21.12.1994’te Mardinkapı Polis Karakolu emniyet amiri, Diyarbakır Emniyet Amirliğine, yetkisi altındaki bölgede bulunan cenaze hakkında bilgi verdiği bir rapor yolladı. Mardinkapı Polis Karakolu emniyet amiri, bu rapora Abdurrahman ve Aynur Çelikbilek’in ifadelerini, olay yeri tespit tutanaklarını ve aynı gün hazırlanan taslakları ekledi. Bu rapor ve ekleri, aynı öldürülme olayına ilişkin soruşturma başlatan Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığına gönderildi. Soruşturmaya 1994/9249 numarası verildi.

Cumhuriyet Savcısı, kahvehanenin sahibi ve müşterilerinden, yöredeki sakinlerden, Diyarbakır havalisindeki polis tesislerinden sorumlu memurlardan ve cesedin bulunduğu 21.12.1994 tarihinde polise bilgi veren halktan ifade almadı. Cenazenin fotoğrafları ve Diyarbakır bölgesindeki gözaltı kayıtları Abdurrahman Çelikbilek ve AİHM ile paylaşılmadı.

23.12.1994 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğüne öldürme olayının faili/faillerini arama talimatı verdi.

06.01.1995 tarihinde, Savcı bu talimatını yineledi ve 20.12.2014 tarihinde yasal süre sınırlaması bitene değin bütün muhtemel gelişmelerden üç ayda bir haberdar edilmeyi talep etti. (Daimi arama) Savcı, 01.01.1996, 28.02.1996 ve 29.03.1996 tarihlerinde, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğüne verdiği talimatını tekrarladı.

13.06.1995 tarihinde, Abdurrahman Çelikbilek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruda bulundu.

01.12.1996 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığına, Mardinkapı Polis Karakolu komiseri tarafından cinayet faillerini aradıkları fakat bulamadıkları bilgisi verildi. 06.12.1996 tarihinde bir polis memuru, Mardinkapı Polis Karakoluna cinayetin faillerini aradıklarını ancak bulamadıklarını bildirdi.

06.12.1996, 06.01.1997, 13.08.1997 ve son olarak 15.03.1999 tarihlerinde Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğüne verdiği talimatları yineledi.

Diyarbakır'da 10 yıl boyunca JİTEM'de kadrolu olarak çalışan Abdulkadir Aygan 2004 yılındaki itiraflarında Abdulkadir Çelikbilek’e ilişkin de bilgi verdi. Aygan ifadelerinde “Abdulkadir Çelikbilek'i PKK'ye yardım, kaçakçılık yapıyor ve PKK'yı finanse ediyor suçlamasıyla Diyarbakır Postanesi civarında ben, Kemal Emlük, Apo kod adlı Uzman Çavuş Abdulkadir Uğur, Şehmuz kod adlı Uzman Çavuş Uğur Yüksel, onu alarak Toros arabaya bindirdik. JİTEM'e götürdük. Buradaki sorgusunda üzerinden hiç para çıkmadı, yoksul bir adamdı, bizde de şüphe olmuştu; ama bir defa almıştık. JİTEM alınca sağ bırakmaz. Şehmuz Uzman Çavuş, onu boğarak öldürdü. Beyaz Station arabasının arka kısmına Çelikbilek'in cesedi atıldı. İTEM Tim Komutanı Tunay Yanardağ da oradaydı. Ardından ceset Mardinkapı'daki Diyarbakır Mezarlığı'nın duvarının yanına atıldı. O esnada devriye gezen bir polis aracı, az daha JİTEM elemanlarını yakalayacaktı,” dedi.

1990'lı yıllarda Diyarbakır ve çevresinde, aralarında Abdulkadir Çelikbilek’in de bulunduğu 8 kişinin benzer bir şekilde kaçırılarak öldürülmesi ile ilgili başlatılan soruşturmalarda, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım, Abdulkadir Aygan ve Albay Abdülkerim Kırca'nın aralarında bulunduğu 8 kişi olaylardan sorumlu tutuldu. 1990’lı yıllarda başlatılan hazırlık soruşturmaları ancak 2005'te sona erdi ve Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 8 dosyayı birleştirerek dava açtı. 2 Aralık 2005 tarihli Zaman gazetesi haberine göre, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı Mithat Özcan, 28 Şubat 2005’te bu 8 kişi hakkında, cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, işkence yapmak ve taammüden adam öldürmek suçlarından ömür boyu hapis istedi. Emekli Binbaşı Abdülkerim Kırca, halen görev yapmakta olan Jandarma Uzman Çavuş Yüksel Uğur, JİTEM mensubu itirafçılar Abdulkadir Aygan, Muhsin Gül, Fethi Çetin, Kemal Emlük ve eşi Saniye Emlük ile Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım sanıklar arasında yer aldı. Ancak ilginç bir şekilde, sadece bir gün sonra Savcı Özcan’a soruşturmadan el çektirildi. O sırada soruşturmakta olduğu diğer faili meçhul davalar da elinden alındı. 8 sanıktan üçü hakkında asker kökenli oldukları gerekçesiyle görevsizlik kararı verildi ve dosyaları Diyarbakır 7’nci Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığına aktarıldı. Diğer beş sanık hakkında da, geçmiş aflardan faydalanabilecekleri gerekçesiyle tutuklama talebi kaldırıldı. Türkiye'nin “Yeşil” kod adı ile tanıdığı Yıldırım'ın bölgede, "Ahmet Yeşil-Mehmet Kırmızı" olarak da tanındığının vurgulandığı iddianamede, emekli Binbaşı Kırca'nın çetenin yöneticisi olduğu, eylemlerde başrolü Aygan'ın oynadığı ifade edildi.

Açılan ilk dava, Mayıs 2010’da daha sonra açılan bir başka davayla birleştirildi ve 5 kez askeri mahkeme ile sivil mahkeme arasında gidip geldi. Hem askeri hem de sivil mahkemenin yargılamayı yapmaya yetkili olmadıkları yönündeki açıklamaları nedeniyle çözülemeyen yetki krizi Yargıtay’a taşındı ve Yargıtay’ın kararıyla dosya sivil mahkemeye, Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. 2014’e kadar hiçbir işlem yapılmadan mahkemeler arasında dolaşan dosya, Mart 2014’te çıkan yasayla özel yetkili mahkemelerin kapatılmasının ardından, Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. 18 Eylül 2014 tarihli duruşmada ise bu davanın da daha önce Musa Anter’in öldürülmesiyle ilgili açılan davayla birleştirilmesi talep edildi. Birleştirilen dosyalar sonunda cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, bir suçu söyletmek için işkence yapmak, taammüden adam öldürmek suçlamalarından yargılanan 16 sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis ile 15 yıl ağır hapis cezası arasında değişen cezalar talep ediliyor. Korucu , itirafçı ve güvenlik güçleri ile çalışan sivil memurlardan oluşan bu sanıkların isimleri: “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım, Abdulkadir Aygan (Aziz Turan), Muhsin Gül, Fethi Çetin (Fırat Can Eren), Faysal Şanlı, Hayrettin Toka, Hüseyin Tilki (Hüseyin Eren), Ali Ozansoy (Ahmet Turan Altaylı), Adil Timurtaş, Recep Tiril (Recep Erkal), Kemal Emlük (Erhan Berrak), Saniye Emlük (Emel Berrak), İbrahim Babat (Hacı Hasan), Mehmet Zahit Karadeniz, Lokman Gündüz. Maktüller ise Abdurrahman Lokman Zuğurli, Hasan Caner, Hasan Utanç, Tahsin Sevim, Mehmet Mehdi Kaydu, Mehmet Sıddık Etyemez, Abdulkadir Çelikbilek, Lokman Zuğurli, Harbi Arman, Servet Arslan, Mehmet Emin Şahabettin Latifeci, Zana Zuğurli, Mehmet Ali Ahmet Ceylan.

1998 yılında bir operasyonda yaralanarak sakat kalan ve malulen emekliye ayrılan Abdülkerim Kırca’ya Aralık 2004'te dönemin cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından "Devlet Övünç Madalyası" verildi. JİTEM itirafçısı Abdulkadir Aygan, 2009 Ocak ayında Star gazetesine verdiği röportajda Abdülkerim Kırca'nın emriyle gerçekleştiğini söylediği pek çok cinayeti tek tek sıraladı. Bu röportajdan birkaç gün sonra Abdülkerim Kırca intihar etti. Kırca ölmesi nedeniyle sanıklar arasından çıkartıldı. Diğer sanıkların tamamı tutuksuz yargılanıyor. Sadece İsveç’te bulunan Abdulkadir Aygan hakkında gıyabi tutuklama kararı verildi.

Abdulkadir Çelikbilek’in ailesi iç hukuk yollarının tıkanması ve soruşturmada hiçbir ilerleme olmaması nedeniyle olayı 13.06.1995 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdı. Mahkeme Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. (usul ve esastan), etkili başvuru hakkını düzenleyen 13. maddesinin ve davanın soruşturulması için gerekli tüm zeminin sağlanması zorunluluğunu düzenleyen 38. maddesinin ihlal edildiğine karar verdi ve devleti Çelikbilek ailesine tazminat ödemeye mahkum etti.

Abdülkerim Akti ve Ramazan Akti'nin Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:Adem Karataş
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Abdülkerim Akti ve Ramazan Akti’nin zorla kaybedilip öldürülmesiyle ilgili olarak 08.12.1994 tarihinde Ramazan Akti’nin oğlu Abdurrahman Akti’nin ifadesi Jandarma Komutanlığında alındı. Abdurrahman Akti ifadesinde bedenlerin bulunmasından 18 gün önce, amcasının ve amcaoğlunun İdil ilçesine gübre almak için gittiklerini ve geri dönmediklerini, bunun üzerine Cizre ve İdil Cumhuriyet Savcılıklarına müracaatta bulunduklarını belirtti.

Midyat Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 1994/620 hazırlık numarası ile soruşturma açıldı. Dosya 1994/136 sayılı görevsizlik kararıyla 22.12.1994 tarihinde Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. Görevsizlik kararı verilmesi öncesinde Midyat İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından düzenlenen kanaat yazısında ve Midyat Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen görevsizlik kararında delil gösterilmeksizin, kaybedilen kişilerin “terör örgütü tarafından öldürüldüğünün anlaşıldığı” belirtildi ve kaybedilen kişilerin “örgüte yardım ve yataklık etmekteyken örgüt ile ilişkilerini kesmiş olmaları” öldürülme sebebi olarak gösterildi.

Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 27.01.1995 tarihinde Abdülkerim Akti ve Ramazan Akti hakkında 1995/207 hazırlık numarası ile daimi arama kararı verildi. Bu kararın ertesinde Midyat Jandarma İlçe Komutanlığı ve Midyat İlçe Emniyet Müdürlüğü ile Savcılık arasında geçen 1994-2013 yılları arasındaki yazışmalarda aynı fikir benzer cümlelerle ifade edildi, ancak pratikte faillerin bulunması açısından sonuç alınamadı. Soruşturma faaliyeti bu yazışmalardan ileri gitmedi.

Olay mahallinde bulunan ve 07.12.1994 tarihinde zapt olunan bir adet kalaşnikof çekirdeği ile ilgili ilk ekspertiz raporu, bulunduktan 7 yıl sonra, 14.02.2001 tarihinde düzenlendi.

Abdülkerim Akti’nin oğlu Nejdet Akti’nin ifadesi ilk kez Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin 2004/81 numaralı talimatıyla İdil Cumhuriyet Başsavcılığınca 10.06.2004 tarihinde alındı. Nejdet Akti ifadesinde 1994 yılında tarihinden emin olmadığı bir akşam eve döndüğünü, ailesinden, babası Abdülkerim Akti’nin asker giyimli kişilerce sivil bir araç ile götürülmüş olduğunu öğrendiğini ve bundan bir ay sonra da babasının bedeninin bulunduğunu belirtti.

YAKAY-DER adına Pervin Buldan tarafından 23.05.2003 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verilen şikayet dilekçesinde adı bulunan, 1990-2003 tarihleri arasında kaybedilen/faili meçhul cinayete kurban giden 40 maktulden biri Abdülkerim Akti oldu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 2003/4523 sayılı yetkisizlik kararından sonra dosya Mardin Cumuriyet Başsavcılığına, burada verilen 2003/385 sayılı 26.12.2003 tarihli yetkisizlik kararı ile de Midyat Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. Aynı dosyanın Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığında açılmış bulunmasından dolayı 05.03.2004 tarihinde birleştirme kararı verildi.

1995/207 hazırlık numarasıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (TMK’nın 10. Madde ile Görevli) tarafından yürütülen soruşturma, 6526 sayılı yasanın 19. maddesi ile TMK 10. madde ile yetkili Cumhuriyet Başsavcılıklarının görevlerine son verilmesi nedeniyle, 2014/9552 numaralı yetkisizlik kararı ile Midyat Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi. 06.05.2014 tarihi itibarıyla soruşturma devam ediyor.

Aile 22.07.2005 tarihinde 5233 sayılı yasanın tanıdığı olanaklar çerçevesinde Mardin Valiliği Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığına tazminat başvurusunda bulundu. 05.02.2007 tarihli 2007/2-4936 numaralı kararla dokuz çocuğu ve eşine tazminat verildi.

Abdülkerim Kalkan'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No

1994 yılında İnciköy yakınında bir panzerin havaya uçurulması nedeniyle, Cemal Temizöz komutasında yapılan jandarma baskınlarından birinde, Hizbullahçı Zeki diye tanınan ve JİTEM mensubu olduğu iddia edilen, tüm köy halkının ve muhtarın iyi tanıdığı bir kişi, Abdülkerim Kalkan’ın evinin önüne kadar panzerle gelmiş ve evinde arama yapmıştır. Evde Abdülkerim Kalkan’ın çocuklarının yaptıkları resimleri bulmuş ve sarı kırmızı yeşil renklerinin kullanılmış olması sebebiyle PKK propagandası yaptıklarını iddia etmiştir. Abdülkerim Kalkan panzeri kimin patlattığını bilmediğini söylediğinde ise kendisine şiddet uygulamaya yeltenmiştir.

1994 yılının Mayıs ayında, yine Cizre merkez jandarmaya bağlı timlerin yaptığı baskında İnciköy’e gelen askerler, Abdülkerim Kalkan’ın ismini de açıkça zikrederek arama yapmış, köydeki tüm erkek sakinlerin kimliklerini toplamış ve kimseyi gözaltına almadan merkeze geri dönmüşlerdir. On beş gün sonra herkesin kimliğini alabileceği haberi gelince, aralarında Abdülkerim Kalkan’ın da bulunduğu birçok kişi kimliğini almaya Cizre Jandarma Komutanlığına gitmiştir. Abdülkerim Kalkan ve köy muhtarı Hasan Saday ve Abdülkerim Kalkan, Silopi'den gelip Cizre'ye gitmekte olan Hüseyin Ataman’ın (Muhtarın damadı) arabasına binerek birlikte Cizre’ye gitmişlerdir.

Daha sonra muhtar Hasan Saday’ın Zekiye Kalkan’a anlattığına göre, Hasan Saday, Hüseyin Ataman ve Abidin Kalkan (Abdülkerim Kalkan’ın amcasının oğlu) Cizre’deki Jandarma Taburuna beraber gitmişler, kendisi ve Hüseyin dışarıda beklerken Abdülkerim tek başına içeriye girip kimliğini alamadan geri gelmiştir. Abdülkerim, Muhtar Hasan'a askerlerin kendisine "Kimliğin hazır değil, kimliğini arıyoruz bulamıyoruz, bir saat sonra gel” dediklerini söylemiştir. O dönemde köprüde arama yapıldığı ve kimliği olmayanlar Cizre'ye giremediği için Abdülkerim Kalkan, Hasan Saday ve Hüseyin Ataman, Jandarma Taburu yakınındaki bir dükkânın önünde oturup çay içerek saatin geçmesini beklemişlerdir. Muhtar, Abdülkerim Kalkan'ın tutuklanacağından şüphelendiğini kendisine söylese de Kalkan korkacak bir şeyi olmadığını, eğer kimse ona iftira atmazsa onu suçlayabilecekleri herhangi bir şey yapmadığını söylemiştir. Abdülkerim Kalkan bir saat sonra Hasan Saday ve Hüseyin Ataman’ı kapıda bırakarak kimliğini almak üzere Jandarma Taburuna yalnız girmiş ancak bir daha çıkmamıştır. Muhtar Hasan Saday ve Hüseyin Ataman birkaç saat Abdülkerim Kalkan'ın çıkmasını beklemiş, daha sonra kapıdaki nöbetçi onlara “Dayı siz gidin bu gece o gelmeyecek, bir soruşturması var, yarın gelecek” demiştir. Bunun üzerine Muhtar, Abdülkerim Kalkan'ın Cizre'de oturan ağabey ve amcasına haber vermiştir.

Abdülkerim Kalkan'ın eve dönmediği gecenin sabahında Zekiye Kalkan eşini aramak için Cizre'ye gitmiş, eşinin ailesinden bir cevap alamayınca Jandarma Komutanlığına gitmeye karar vermiştir. Cemal Temizöz kendisini makamında kabul etmiş, eşinin oraya geldiğini, kimliğini alıp gittiğini söylemiştir. Zekiye Kalkan yanında arkadaşları olduğunu ve onların Abdülkerim Kalkan'ın Jandarma Komutanlığından çıkmadığını söyleyince Temizöz bunun üzerine iki eliyle Zekiye Kalkan'ın boğazını tutmuş ve başını duvara dayayarak “Ben şimdiye kadar kaç kişiyi boğdum? Sen niye öyle söylüyorsun?” diye sinirle bağırmaya başlamıştır.

Zekiye Kalkan bundan sonra iki kez daha Cemal Temizöz'ün yanına gitmiş ancak her seferinde farklı yanıtlar almıştır. Kendisine eşinin dağa gitmiş olabileceği, zaten aranmadığı, para için kaçırılmış olabileceği söylenmiştir.

10.06.1994 tarihinde, saat 09.00 sularında Cizre İlçe Jandarma görevlileri İnci Bozalan köyü yolunda gece saat 02.00 sularında meydana gelen bir patlama sonucunda bir kişinin hayatını kaybettiğini Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına bildirmiştir. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, ölü olarak bulunan kişiyi sanık / maktül olarak nitelendirmiş ve yasadışı örgüt mensubu olmak ve bu amaçla patlayıcı döşemek suçlarına ilişkin olarak 1994/308 hazırlık numaralı bir soruşturma başlatmıştır. Aynı gün olay yeri keşif ve ölü muayene ve otopsi tutanağı düzenlenmiştir. Tutanağa göre patlama İnci Bozalan köyü yolunun Cizre - Silopi sapağında gerçeklemiş, yarım metre çapında bir çukurun açılmasına sebep olmuş, hayatını kaybeden kişinin bedeninin parçaları çukurun etrafına yayılmıştır. Klasik otopsi yapılmaya gerek duyulmamış ve yapılan harici muayene yeterli bulunmuştur.

30.06.1994 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 1994/308 hazırlık numaralı dosya hakkında görevsizlik kararı (Karar no:1994/175) vererek dosyayı Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

Zekiye Kalkan eşi kaybolduktan dört ay sonra evini köyden Cizre'ye taşımış, ara ara Jandarma Komutanlığına giderek eşinin akıbetiyle ilgili bilgi almak istese de her defasında benzer cevaplar almıştır.

31.08.2007 tarihinde Zekiye Kalkan, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek eşi Abdülkerim Kalkan’ı gözaltına alan ve kaybettiren Jandarma görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Zekiye Kalkan kendisinin ve diğer şahitlerin ifadelerinin alınmasını, beyanları doğrultusunda dönemin Jandarma görevlilerinin açık kimlik ve adreslerinin belirlenerek ifadelerinin alınmasını ve kuvvetli suç şüphesi gözetilerek haklarında yasal işlem yapılmasını talep etmiştir.

31.08.2007 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2007/1330 hazırlık numaralı soruşturmayı başlatmıştır. Aynı gün Zekiye Kalkan müşteki sıfatıyla Savcılıkta ifade vermiştir.

19.09.2007 tarihinde Hasan Saday Cizre Cumhuriyet Başsavcılığında tanık sıfatıyla ifade vermiştir. İfadesinde özetle, Abdülkerim Kalkan ve Hüseyin Ataman ile birlikte kimliklerini almak üzere beraber Cizre Jandarma Komutanlığına gittiklerini, Jandarma görevlilerinin Abdülkerim Kalkan’ın kimliğinin kayıp olduğunu söylediklerini ve kendisine “Sen git kendi alsın kimliğini, bulunca vereceğiz” dediklerini, Abdülkerim Kalkan’ı en son orada gördüğünü belirtmiştir.

27.12.2007 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığı, Cizre Jandarma İlçe Komutanlığından, 1994 yılında İlçe Jandarma Komutanlığında görev yapan İlçe Jandarma Komutanı Binbaşı Cemal Temizöz’ün görev süresine ilişkin bilgi talebinde bulunmuştur.

17.12.2008 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Cizre Jandarma İlçe Komutanlığından 1994 yılında İlçe Jandarma Komutanlığında görev yapan İlçe Jandarma Komutanının ve rütbeli personellerin açık kimliklerinin ve adreslerinin tespit edilerek gönderilmesini, Merkez Jandarma Karakol Komutanlığına ait 1994 yılı Mayıs ayına ilişkin nezaret kayıt defterinin onaylı bir suretinin gönderilmesini, nezaret kayıt defterinin arşivde bulunmaması halinde bulunmama sebebinin bildirilmesini ve bulunmadığına ilişkin olarak adli ve idari herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığının bildirilmesini talep etmiştir.

07.01.2008 tarihinde Cizre Jandarma İlçe Komutanlığı, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına cevaben yazdığı yazıda, Merkez Jandarma Karakol Komutanlığına ait 1994 yılı Mayıs ayına ilişkin nezaret kayıt defterinin arşivde bulunamadığı belirtilmiş ama bulunamama sebebi ve bulunmadığına ilişkin olarak adli ve idari herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığı açıklanmamıştır. Bununla birlikte, gönderilen yazının ekinde 1994 yılı Mayıs ayında İlçe Jandarma Komutanlığında görev yapan İlçe Jandarma Komutanının ve rütbeli personellerin açık kimlikleri gönderilmiştir.

09.01.2008 tarihinde Cizre Jandarma İlçe Komutanlığı, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına cevaben yazdığı ikinci yazıda Cizre Jandarma İlçe Komutanlığından, 1994 yılında İlçe Jandarma Komutanlığında görev yapan İlçe Jandarma Komutanı Binbaşı Cemal Temizöz’ün açık kimlik bilgilerini paylaşmış, görev süresi bitimine müteakip Ankara ili Jandarma Genel Komutanlığı Karargahına atamasının yapıldığını belirtmiştir.

23.06.2008 tarihinde Abidin Kalkan, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığında tanık sıfatıyla ifade vermiştir. İfadesinde özetle, Zekiye Kalkan’ın kendi amcasının oğlunun eşi olduğunu, Zekiye Kalkan’ın ifadesinde belirttiği hususların hiçbirine tanık olmadığını, kimlik tespiti için Cizre’ye muhtar Hasan Saday ve Abdülkerim Kalkan ile birlikte gitmediğini, Zekiye Kalkan’ın neden ismini verdiğini bilmediğini belirtmiştir.

01.07.2008 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2007/1330 numaralı soruşturma hakkında takipsizlik kararı vermiştir (Karar no: 2008/534). Zekiye Kalkan itiraz süresi içerisinde, eksik tahkikat ve değerlendirme yapıldığı gerekçesiyle Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının takipsizlik kararına itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde Kalkan, Jandarma Komutanlığının Savcılığa gönderdiği ve Abdülkerim Kalkan’ın gözaltı kayıtlarında isminin geçmediği yönündeki bilgilendirmeleri inandırıcı bulmadığını belirtmiştir. Ayrıca yine Savcılık, anılan tarihte görevli olan Jandarma kolluk amirinin ve görevlilerinin ifadelerini almamış, kurumun arşivlerinde neden nezarethane defterinin bulunamadığını araştırmamış, Hasan Saday’ın tanık ifadesini göz önünde bulundurmamıştır.

25.11.2008 tarihinde Siirt Ağır Ceza Mahkemesi, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2008/534 sayılı takipsizlik kararının eksik incelemeye dayalı olarak verildiğine ve bu bağlamda 1994 Mayıs ayında Cizre İlçe Jandarma Komutanlığında görevli bulunan İlçe Jandarma Komutanı ve diğer sorumlu görevlilerin ifadelerine başvurulup olay tarihine ilişkin ziyaretçi defterinin incelenip, yine olay yerine ilişkin arşivde bulunmadığı bildirilen nezaret kayıt defterlerinin arşivde bulunmama sebeplerinin araştırılarak soruşturmanın genişletilmesine, sonuç olarak belirtilen eksikliklerin giderilmesi için Cizre Cumhuriyet Savcısının görevlendirilmesine karar vermiştir.

27.01.2009 tarihinde soruşturmaya 2008/1793 hazırlık numarası ile devam etmeye başlayan Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Cizre İlçe Jandarma Komutanlığından 1994 yılı Mayıs ayına ait ziyaretçi kayıt ve nezarethane kayıt defterlerinin onaylı suretlerini, ayrıca Cizre İlçe Jandarma Komutanlığında 1994 yılı Mayıs ayı içerisinde nezarethane işlemlerinden sorumlu personelin kimlik ve adres bilgilerini talep etmiştir.

05.03.2009 tarihinde Cizre İlçe Jandarma Komutanlığı düzenlediği tutanakta, yapılan araştırma neticesinde Cizre İlçe Jandarma Komutanlığında ziyaretçi kayıt defterini tutulmadığı, 1994 yılında tutulduğuna dair herhangi bir kayıt ve dokümanın bulunmadığı, 1994 yılı Mayıs ayına ilişkin Nezarethane kayıt defterinin ise arşivde olmadığı, Nezarethane Kayıt Defterinin arşiv süresinin 10 (on) yıl olmasından dolayı muhtemelen imha edildiği, bu nedenle herhangi bir personele adli veya idari yönden işlem yapılmadığı belirtilmiştir. Bununla birlikte, Cizre İlçe Jandarma Komutanlığı düzenlediği tutanakta, Cizre İlçe Jandarma Komutanlığında 1994 yılı Mayıs ayı içerisinde nezarethane işlemlerinden sorumlu personelin kimlik ve adres bilgilerinin tespit edilemediğini; çünkü Cizre İlçe Jandarma Komutanlığı Personel – Lojistik işlem kısmından alınan bilgiye göre, 2000 yılından önceki künye ve defterlerinde personelin görev yaptığı birim / karakol / komando bölüğünün tam olarak yazılmadığını açıklamıştır.

26.03.2009 tarihinde Besna Kalkan (Abdülkerim Kalkan’ın annesi), Cizre Cumhuriyet Başsavcılığında tanık sıfatıyla ifade vermiştir.* İfadesinde özetle, 1994 yılı Mayıs ayında gerçekleşen olayları Hasan Saday’ın kendisine anlattığını, bu olaydan sonra oğlunu aramak için Komutanlığa ve Kaymakamlığa gittiğini, Kaymakamlıkta Cemal Temizöz ile görüşerek oğlunun akıbetini sorduğunu, Temizöz’ün kendisine “Oğlunu göndereceğiz.” dediğini ancak oğlundan bir daha hiç haber alamadığını belirtmiştir.

Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı Abdülkerim Kalkan’ın kaybedilmesine ilişkin dosyayı 2009/430 soruşturma dosyası altında incelemeye karar vermiştir. Ancak UYAP ortamında eski hazırlık numarası, yeni hazırlık numarası üzerinde birleştirilememiştir. Bu dönemde muhtemelen iki soruşturma dosyası da açık kalmış ve ikisi üzerinden Abdülkerim Kalkan’ın kaybedilmesine ilişkin olarak tahkikat işlemleri yapılmıştır.

06.04.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Cizre Jandarma İlçe Komutanlığından 2009/430 soruşturma dosyası kapsamında 1994-1995 yıllarında Bozalan köyü İnci mezrasında ikamet etmekte olan Abdülkerim isimli bir şahsın kaybolup kaybolmadığının araştırılmasını istemiştir. Ayrıca Kuştepe köyünün bir dönem muhtarlığını yapmış olan Mehmet Boyacı’nın tanık olarak dinlenmesi talep edilmiştir.

21.04.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen teşhis tutanağına göre, Zekiye Kalkan, kocasının evden ayrılırken üzerinde bulunan kıyafetlerle ilgili bilgi vermiş, kendisine gösterilen açık kahverengi deri yazlık bir çift ayakkabıyı incelemiş ancak otopsi raporundaki bilgilerden ve kendisine gösterilen ayakkabılardan bu olayda ölen kişinin Abdülkerim Kalkan olup olmadığını tam olarak teşhis edemediğini dile getirmiştir. Bununla birlikte, Zekiye Kalkan eşi kaybolduktan iki ay sonra eşinin annesi ve kardeşi ile birlikte İnciköy’ün biraz dışındaki köprünün yakınına tezek toplamaya gittiğini, burada bir patlama sonrası oluşmuş çukurun yanında giysi parçaları gördüklerini, bu giysi parçalarının kocasının gömleğinin parçaları olduğunu düşündüğünü, giysileri alıp eve götürdüğünü ancak daha sonra çocuklarının bu giysileri attığını ifade etmiştir.

16.05.2009 tarihinde Cizre Jandarma İlçe Komutanlığı, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 06.04.2009 tarihli yazısına cevaben Abdülkerim isimli şahıs hakkında yapılan araştırma sonucunda hazırlanan 06.05.2009 tarihli tutanağı Savcılığa göndermiştir. İlgili tutanakta, 1994-1995 yıllarında İnci Mezrasında Abdülkerim isimli bir kişinin kaybolduğu, kaybolan kişinin yakınlarının Cudi Mahallesi Tepe Kümesi Kaynar Sokak No.7 / Cizre adresinde ikamet ettikleri ve Kuştepe köyünün bir dönem muhtarlığını yapmış olan Mehmet Boyacı’nın tanık olarak dinlenmesi için müracaatın sağlanamadığı çünkü Kuştepe köyünün sorumluluk alanlarında bulunmadığı belirtilmiştir.

20.05.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğüne gönderdiği yazıda, 2009/430 numaralı soruşturma dosyası kapsamında, aralarında Abidin Kalkan’ın da bulunduğu yirmi kadar kişinin açık kimlik ve adres bilgilerini ve Savcılıkta hazır edilmelerini talep etmiştir.

27.05.2009 tarihinde Abidin Kalkan Cizre Cumhuriyet Başsavcılığında, 2008/1793 numaralı soruşturma dosyası kapsamında tanık sıfatıyla dinlenmiştir. Abidin Kalkan ifadesinde özetle, önceki ifadesinin geçerli olduğunu, Zekiye Kalkan’ın iddia ettiği gibi Abdülkerim Kalkan’ın kimliğini almak üzere Muhtar Hasan Saday ile beraber İlçe Jandarma Komutanlığına gitmediğini, kırk yıldır Cizre’de ikamet ettiğini, bahsedilen köye yapılan baskında orada bulunmadığını, muhtemelen o dönemde Abdülkerim Kalkan Cizre’ye giderken Zekiye Kalkan’a kendisine uğrayacağını söylediği için Zekiye Kalkan’ın olayları karıştırdığını belirtmiştir.

02.06.2009 tarihinde Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı yazıda Abidin Kalkan’ın Cumhuriyet Başsavcılığına müracaatlarının sağlandığını belirtmiştir.

04.06.2009 tarihinde Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığının Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı yazıda, Abdülkerim Kalkan’ın kaybedilmesine ilişkin dosyanın 2009/906 numaralı soruşturma evrakıyla irtibatlı olduğunu bildirilmiştir.

24.06.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğüne, 2008/1793 soruşturma dosyası kapsamında yazdığı yazıda, 10.06.1994 tarihinde, Cizre Bozalan köyü yolu Silopi sapağında meydana gelen patlama neticesinde bir erkek kişinin bedeninin parçalanarak hayatını kaybetmesi olayı ile ilgili olarak yürütülmekte olan soruşturmaya ilişkin olarak bedenin gömüldüğü yerde DNA tespiti için mezar açma işlemi yapılacağını belirtmiştir. Bu çerçevede öncelikle Cizre Belediyesine hastane polisi tarafından böyle bir cenazenin teslim edilip edilmediği, edilmiş ise yerinin kroki ile belirtilmek suretiyle Belediyeden istenerek temin edilmesi talep edilmiştir. Ayrıca Savcılık, Belediyeye böyle bir cenazenin teslim edilmediği iddia edildiği takdirde, olay tarihinde hastane polisi olarak görev yapan görevlilerin tespit edilerek kendileriyle telefon görüşmesi yapılmasını, olayla ilgili bilgi alınıp bu bilginin cenazenin gömülü olduğu yerin tespiti için değerlendirilmesini talep etmiştir. Son olarak, hiçbir şekilde bir tutanak veya belgeye ulaşılamaması halinde, olay tarihinde imamlık yapan kişilerin ve bu konuda bilgisi olan şahısların dinlenerek titizlikle araştırma yapılıp cenazenin gömülü olduğu yerin tespit edilmesi istenmiştir.

26.06.2009 tarihinde Cizre Terörle Mücadele Amirliği, Savcılığın talebi doğrultusunda, Abdullah Elçiturunu’dan bilgi almıştır. Elçiturunu ifadesinde, belirtilen tarihlerde itfaiye şoförü olarak görev yaptığını, patlama olayını ilk defa duyduğunu, daha önce böyle bir patlamadan haberi olmadığını, o dönemde hastaneye gelen cenazelerin defin işlemlerini imamların yaptığını belirtmiştir.

01.07.2009 tarihinde Cizre Terörle Mücadele Amirliği, Savcılığın talebi doğrultusunda, Nurettin Elçioğlu’dan bilgi almıştır. Elçioğlu ifadesinde, belirtilen tarihlerde hastanede, hastane gassali (cenaze yıkama görevlisi) olarak çalıştığını, patlama olayını ilk defa duyduğunu, daha önce böyle bir patlamadan haberi olmadığını, o dönemde hastaneye gelen cenazelerin defin işlemlerini imamların yaptığını, belirtilen tarihlerde imamlık görevini Mehmet Tay, Kadri Şanlı, Bahattin Kaymaz ve soyadını hatırlamadığı Abdülaziz isimli kişilerin yapmakta olduğunu, ancak bu kişilerin hepsinin vefat ettiğini ifade etmiştir.

01.07.2009 tarihinde Cizre Terörle Mücadele Amirliği, Savcılığın talebi doğrultusunda, Abdullah Çorak’tan bilgi almıştır. Çorak ifadesinde, belirtilen tarihlerde hastanede, hastane gassali (cenaze yıkama görevlisi) olarak çalıştığını, bahsi geçen patlama olayı ile ilgili olarak kimden aldığını hatırlamadığı ama parçalanmış şekilde, diz kapağından yukarısı olmayan iki adet bacak ve bu bacaklara ait ayak kısmına giyili vaziyette olan kırmızı renkli iki adet erkek ayakkabısı ve bir adet ne olduğunu bilmediği bir kemik parçasını morg bölümünde yıkadığını, o dönemde hastaneye gelen cenazelerin defin işlemlerini imamlar yaptığı için beden parçalarını belediye görevlilerine teslim ettiğini ancak kime teslim ettiğini hatırlamadığını belirtmiştir. Ayrıca belirtilen tarihlerde imamlık görevini Mehmet Tay, Kadri Şanlı, Bahattin Kaymaz ve soyadını hatırlamadığı Abdülaziz isimli kişilerin yapmakta olduğunu, ancak bu kişilerin hepsinin vefat ettiğini ifade etmiştir.

07.09.2009 tarihinde Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü, Şehit Murat Akançay Polis Merkezi Amirliğinden 10.06.1994 tarihinde hastane polisi olarak görev yapan memurun açık kimlik bilgisini talep etmiştir. Aynı gün Şehit Murat Akançay Polis Merkezinden gelen cevap yazısında, anılan tarihte Şehit Murat Akançay Polis Merkezi Amirliğinin bulunmadığını, Çarşı Karakolu ve Dicle Karakolu olmak üzere iki adet karakol bulunduğunu ve hastane polislerini Çarşı Karakolunun görevlendirdiğini yaptıkları araştırma sonucunda tespit ettiklerini ancak Çarşı Karakolu kayıtlarının kendi amirliklerinde bulunmadığını belirtmiştir.

29.09.2009 tarihinde Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 24.06.2009 tarihli mezar yerinin tespitine ilişkin talep yazısına cevaben hazırlanan tutanağı göndermiştir. Hazırlanan tutanakta, bilgi alınan hastane gassallerinin ve itfaiye şoförünün ifadelerine yer verilmiş olup, Şehit Murat Akançay Polis Merkezi Amirliğinden gelen cevap yazısı özetlenmiştir.

16.11.2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, 2008/1793 numaralı kaydın kapatılmasına ve soruşturmaya eski kayıt olan 1993/492 soruşturma numaralı evrak üzerinden devam olunmasına karar vermiştir.

07.05.2010 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdiği fezleke ile, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/906 numara üzerinden yürütülen soruşturma ile ilgili olarak faili meçhul cinayet, gözaltında kayıp ve diğer şekillerde kayıp iddiaları ile ilgili olarak soruşturmanın Cizre Cumhuriyet Başsavcılığında 2009/430 numarası üzerinden yürütülmüş olduğunu, bunun dışında savcılığın 2005/975, 2001/1552, 2003/623, 1995/20, 1993/492, 1994/116, 1995/504, 1995/239 ve 2008/1793 numaralı faili meçhul soruşturma evraklarının Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/906 numarası üzerinden yürütülen soruşturma ile ilgili oldukları belirlendiğinden, dosya asılları 24.04.2009 tarihli yazıları ile Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiğini belirtmiştir. Savcılık Abdülkerim Kalkan’ın öldürülmesi ile ilgili suç tarihinde olay yerinden elde edilen bir çift ayakkabı 2009/69 emanet numarasında kayıtlı bulunduğunu ve bu çerçevede şeklen 1993/492 soruşturma numaralı dosyanın kapatılması için fezleke düzenlendiğini ifade etmiştir.

05.04.2011 tarihinde Zekiye Kalkan, soruşturmanın akıbetini öğrenmek için savcılığa başvurduğunda dosyanın Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2009/906 sayılı faili meçhul ve kayıplar ile ilgili genel soruşturma ile birleştirildiğini öğrenmiştir. Bunun üzerine soruşturmanın akıbetini öğrenmek için Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına aldığı bilgileri içeren yazılı bir dilekçe ile başvurmuş, soruşturmanın akıbeti ile ilgili bilgi verilmesini talep etmiştir.

Ailesi, dosya içeriğinden Abdülkerim Kalkan’ın cenazesinin Cizre Kimsesizler Mezarlığına gömüldüğünü öğrenmiştir; ancak hangi mezarın Abdülkerim Kalkan’a ait olduğu hala bilinmemektedir.

* 2009 yılında cezaevinde tutuklu bulunan iki gizli tanığın, Şırnak ili Cizre ilçesinde 1993 -1995 yılları arasında terörle mücadele adı altında faaliyet yürüten bir suç örgütünün varlığından bahsedip işlenen suçlar hakkında ayrıntılı bilgiler vermeleri üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK 250. Maddesinde Belirtilen Suçlara Bakmakla Yetkili) 2009/906 hazırlık numaralı bir soruşturma başlattı. Savcılığın, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı (Soruşturma No: 2009/430) ile birlikte yürüttüğü bu soruşturmanın ciddiyetle üzerine düşülmesi sonucu, tanık anlatımlarının birçok eski dosya bilgileri ile örtüştüğü görülerek, önemli kanıtlara ulaşıldı ve şüphelilerin bir kısmı tutuklandı. Yaşanan gelişmelerin duyulmasıyla bölge kamuoyunda sorumluların tespit edilip yargılanabileceği umudu doğdu. Bu nedenle 2009 yılında Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde pek çok aile Şırnak Barosu aracılığıyla ve gönüllü avukatların desteğiyle kendi kayıplarının da akıbetlerini öğrenebilmek ve sorumluların bulunması amacıyla uzun süredir hiçbir ilerleme olmamış kayıp dosyaları ile ilgili olarak savcılıklara yeniden başvuru yaptı. Bu başvurular sonucunda yeniden soruşturma dosyaları açılırken, Savcılık yüzlerce dosya arasından zorla kaybedilmesinin ardından cesedi bulunmuş ya da yasadışı ve keyfi olarak infaz edilmiş 20 maktul açısından ulaştığı delillerle, faillerde birlik olduğunu tespit edip dava açtı. 2009 yılında açılan ve kamuoyunda Temizöz ve Diğerleri Davası olarak bilinen bu dava Kasım 2015’te tüm sanıklar hakkında delil yetersizliğinden beraat kararı verilmesiyle sonuçlandı.

Abdullah Canan'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti K_CananAbdullah_AIHM
Hukuki süreçte son durum:Davada kesin beraat hükmü verildi
Savcılık / Mahkeme adı:Yusuf Hakkı Doğan Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi (1997/121)
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
17 Ocak 1996 tarihinde Yüksekova-Van karayolunda yapılan bir kontrol sırasında Abdullah Canan’ın arabası Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul’un başında olduğu Tabur Komutanlığı askerleri tarafından durduruldu. Abdullah Canan askerler tarafından gözaltına alındı. Olaydan iki gün sonra, 19 Ocak 1996'da Abdullah Canan'ın kardeşi Mehmet Canan Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak kardeşinden haber alamadıkları için endişeli olduklarını bildirdi. Savcılık, Abdullah Canan'ın eşinin ifadesine başvurdu. 24.01.1996 tarihinde, Abdullah Canan’a ait özel aracın Başkale-Van Karayolu üzerinde yol kenarındaki uçurumda bulunması üzerine keşif tutanağı düzenlendi. 12 Şubat 1996 tarihinde Abdullah Canan’ın eşi, oğlu ve kardeşi Yüksekova Cumhuriyet Savcılığına tekrar başvurarak görgü tanıklarının korkudan ifade ver(e)mediklerini belirttiler. Ayrıca, 1995 yılının Kasım ayında Mehmet Emin Yurdakul komutasındaki askeri birlik tarafından köylerine düzenlenen operasyon (bu operasyon sırasında köyden Şemsettin Yurdakul, Miktad Özeken ve Münür Sarıtaş zorla kaybedilmişti) ile ilgili hakkında şikayet ve suç duyurusunda bulundukları Mehmet Emin Yurdakul’un tuttuğu kin yüzünden Abdullah Canan’ı gözaltına almış olduğunu ifade ederek, soruşturmanın bu yönde derinleştirilmesini talep ettiler. Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı Çavuş Ö.T., Onbaşı S.A., Uzman Çavuş F.P., Çavuş A.Ş., Astsubay M.T. ve Yüzbaşı B.Y.’nin ifadelerine başvurdu. Askerler, hiçbir sivil araç aramadıklarını söylerken; Yüzbaşı B.Y. aksi yönde verdiği ifadesinde sivil araçların da arama işlemine tabi tutulduğunu, ancak iddia edildiği gibi kimsenin gözaltına alınmadığını iddia etti.

<\p>

21 Şubat 1996 tarihinde Yüksekova-Esendere Karayolu Güldalı Köyü Fidanlık Mevkiinde bulunan menfezin içinde Abdullah Canan’ın cansız bedeninin bulunması üzerine, Savcılıkça olay yerine gelinerek, olay yeri görgü ve tespit tutanağı ile ölü muayene ve otopsi tutanağı tanzim edildi. Ancak, klasik otopsi yapılmasına gerek görülmedi. Abdullah Canan'ın elleri arkadan bağlanmıştı; bedeninde ağır işkence izleri vardı ve yedi kurşun deliği saptandı. 26 Şubat 1996 tarihinde Canan ailesi Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığına yeniden başvurarak Abdullah Canan’ın öldürülmesinden sorumlu olduğu gerekçesiyle Binbaşı Yurdakul aleyhine suç duyurusunda bulundu. Olayla ilgili Yüksekova 1. Dağ ve Komando Tabur Komutanlığı tarafından Astsubay Çavuş S. A., Er M.G., Uzman Çavuş S.K., Uzman Çavuş A.K., Uzman Çavuş F.P., 1.Kademe Uzman Çavuş C.Ç. ve Astsubay Çavuş M.A.’nın ifadeleri alındı. S. A. ve M.A. olay tarihinde izinli olduklarını ifade ederken; M.G., S. K., A.K., F.P. ve C.Ç., olay tarihinde yapılan aramada herhangi bir sivil aracın aranmadığını ve hiçbir sivil şahsın gözaltına alınmadığını söyledi. 25 Mart 1996 tarihinde, Van Askeri Savcılığı, Karlı (Befircan) köyüne düzenlenen operasyonun soruşturulduğu 1996/128 esas numaralı dosya ile Abdullah Canan’ın kaybedilmesinin soruşturulduğu 1996/590 esas numaralı dosyayı 1996/128 numaralı dosya üzerinde birleştirdi. 28 Mayıs 1996 tarihinde Van Askeri Savcılığı 1996/128 esas numaralı soruşturma hakkında, suçun askeri bir suç olarak nitelendirilemeyeceği gerekçesiyle görevsizlik kararı vererek dosyayı Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi (Karar No:1996/14). <\p>

Bilinmeyen bir tarihte Kahraman Bilgiç, Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul ve Teğmen Nihat Yiğiter hakkında Diyarbakır DGM Savcılığında soruşturma açıldı. Bu kişiler, Abdullah Canan ve diğer üç kişiyi tasarlayarak öldürmekle suçlandı. Abdullah Canan’ın oğlu Vehap Canan, 27 Eylül 1996 tarihinde Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı dilekçesinde, Kahraman Bilgiç adlı itirafçının Abdullah Canan’ı bırakmak için kendilerinden fidye istediğini belirtti. 1 Ekim 1996 tarihinde, Hakkari Emniyet Müdürlüğü Özel Harekat Şube Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yapan Abdulkadir Bayram, Yusuf Azmi Aydın ve Fatih Özhan’ın sanık sıfatıyla ifadesine başvuruldu. Sanıklar, Abdullah Canan ve Mehmet Emin Yurdakul’u şahsen tanımadıklarını ve olayla ilgileri bulunmadığını ifade etti. Mehmet Canan, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe yazarak, Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul’un, kimsenin kendisinden para tahsil edecek gücü olmadığını, devletin de mahkemenin de kendisi olduğunu söyleyerek Karlı köyüne düzenlenen operasyonla ilgili davadan vazgeçmeleri için Abdullah, Aydın ve Naci Canan’ı tehdit ettiğini belirtti. Ayrıca, Abdullah Canan’ın serbest bırakılması için Kahraman Bilgiç’e para verdiğini, bu kişinin tetikçi olduğunu ve haraç almak için telefon ettiği birçok kişiye Abdullah Canan’ı nasıl öldürdüğünü anlatarak gözdağı verdiğini anlattı. <\p>

Mehmet Canan’ı Kahraman Bilgiç ile tanıştıran tanık Y.E. ifadesinde, yapılan para alışverişinden haberdar olmadığını söyledi. Vehap Canan ise, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği ifadesinde Astsubay Bayram Aksu ve Yüzbaşı Mesut’a da para verildiğini beyan etti. Kahraman Bilgiç, 25 Şubat 1997 tarihinde verdiği ifadesinde, Mehmet Canan ve Yakup Ediş’ten para aldığını ve Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul’un talimatıyla Abdullah Canan’ı arabaya bindirip bir manga asker ile Yüksekova-Esendere Karayolu üzerinde bulunan bir köprüye götürdüklerini, burada Yüzbaşı Nihat Yiğiter’in ateş ederek Abdullah Canan’ı öldürdüğünü itiraf etti. Savcılığa ifade veren tanıklar Y.Ç., S.E. ve N.Ö., olay günü olan 17 Ocak 1996 tarihinde özel araçlarıyla yolculuk halindeyken diğer tüm araçlar gibi Yeniköprü’de güvenlik kuvvetlerince yapılan arama işlemine tabi tutulduklarını beyan etti. Talimatla dinlenen tanık E.K., askerlik görevi sırasında yaşadıkları nedeniyle ruhsal durumunun hala bozuk olduğunu, görev yaptığı taburda sivil şahısların sorgulamaya tabi tutulduğunu gördüğünü, ancak isimlerini bilmediği için Abdullah Canan’dan haberdar olmadığını söyledi. <\p>

Soruşturmada 14 Nisan 1997 tarihinde Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ek görevsizlik kararı verilerek, dosya Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi (Karar No: 1997/114). Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığı, 13 Haziran 1997 tarihinde, sanıklar Mehmet Emin Yurdakul, Nihat Yiğiter ve Kahraman Bilgiç hakkında kasten adam öldürmek, bir suçun delillerini yok etmek gayesiyle birden fazla adam öldürmek ve suça azmettirmek suçlarından Hakkari Ağır Ceza Mahkemesinde dava açtı (İddianame No: 1997/26). Müşteki avukatları, Hakkari Ağır Ceza Mahkemesine yazdıkları dilekçeyle, kamuoyunda “Yüksekova Çetesi” ya da “Üniformalı Çete” olarak anılan sanıklar hakkında Diyarbakır ve Van DGM’de açılmış davaların birleştirilmesini talep etti. Ayrıca, eylemlerinin adi bir adam öldürme suçu olarak vasıflandırılamayacağını belirtti. 1997 yılında, olay tarihinde Yüksekova Dağ ve Komando Tabur Komutanlığında askerlik görevini yapmakta olan M.A., T.K., E.U., V.G., N.Y., N.R., H.S., Hakkari Ağır Ceza Mahkemesinin talimatıyla bulundukları yer mahkemelerinde tanık olarak dinlendi. Tanıklar, görev süreleri boyunca herhangi bir yasadışı uygulama veya olaya şahitlik etmediklerini beyan etti. Aynı yıl, talimatla dinlenen sanık Mehmet Emin Yurdakul ve Nihat Yiğiter, haklarındaki suçlamaları reddetti. Yüzbaşı Nihat Yiğiter hakkında suç işlediğine dair deliller olmasına ve tutuksuz olması durumunda delilleri karartabileceği, tanıkları yönlendirebileceği ihtimaline rağmen mahkemece tutuklanmasına gerek duyulmadı. <\p>

Mahkeme, 1995 yılında Yüksekova’da geçici görev yapan savcı A.K ve hakim L.B'nin de ifadesine başvurdu. A.K, kayıplar hakkında yürüttüğü soruşturmada tüm güvenlik birimlerinin iştirak etmesine rağmen, sadece Dağ Komando Taburunun sessiz kaldığını, bunun üzerine görüştüğü komutan yardımcısı Mehmet Emin Yurdakul’un “Bu konuda cevap vermeye mecbur değiliz,” yanıtıyla karşılaştığını ve görev süresi içinde herhangi bir sonuç elde edemediğini anlattı. L.B, Karlı (Befircan) köyüne düzenlenen operasyon sonrası yaptığı zarar tespiti ile ilgili Mehmet Emin Yurdakul’un kendisine sorular sorarak, köylülerin durumu abarttığını söylediğini belirtti. 31 Ekim 1997 tarihinde görülen duruşmada, Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi, Memurun Muhakemesi Hakkında Kanun uyarınca sanıklar Mehmet Emin Yurdakul ve Nihat Yiğiter hakkında yargılama izni alabilmek için dava dosyasını İlçe İdare Kuruluna gönderdi. Aynı oturumda, tutuklu olan Mehmet Emin Yurdakul tahliye edildi. Karar hakkında, 31 Ekim 1997 ve 3 Kasım 1997 tarihlerinde Van Ağır Ceza Mahkemesine itiraz edildi. Ayrıca, mahkeme üyeleri hakkında Adalet Bakanlığı ve HSYK’ya şikayette bulunuldu. Yüksekova İlçe İdare Kurulu, sanıkların yargılanmalarına izin vermedi, ancak karar Van Bölge İdare Mahkemesi tarafından bozulunca yargılamaya devam edildi. <\p>

1998 yılında, Albay Kanber Oğur, mahkemeyi, dönemin Yüksekova Kaymakamı Aydın Tetikoğlu’ndan, Kahraman Bilgiç’in ifadelerinin Albay Ersan Alhan ve Yarbay Hami Çakır tarafından çalınarak saklandığını öğrendiği konusunda bilgilendirdi. Ayrıca, 1996 yılının Şubat ayı başlarında Abdullah Canan’ı komutanlıkta başı sarılı vaziyette revirde otururken gördüğünü ve aynı yılın Temmuz ayında Şırnak’a sürüldüğünü aktardı. Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi, 12 Kasım 1999 tarihinde, sanık Kahraman Bilgiç, Nihat Yiğiter ve Mehmet Emin Yurdakul’un beraatına karar verdi. Ayrıca, Mehmet Emin Yurdakul hakkında hürriyeti tahdit ve Kahraman Bilgiç hakkında iftira suçundan suç duyurusunda bulunuldu. 2 Nisan 2001 tarihinde, Yargıtay Birinci Ceza Dairesi, beraat kararını onadı (Karar No: 2001/1226). Vehap Canan, 1997 yılında konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdı (Başvuru No: 39436/98). 26.06.2007 tarihinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesinin hem esas hem de usul yönünden; işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağını düzenleyen 3. maddesinin esas yönünden ihlal edildiğine karar verilerek, Türkiye Cumhuriyeti devleti tazminat ödemeye mahkum edildi. <\p>

Abdullah Düşkün'ün Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturmada zamanaşımı nedeniyle takipsizlik/kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:2009-03-26
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Evet
AİHM Başvurusu:No
18.05.1994 tarihinde, Abdullah Düşkün evine gelen kalaşnikof marka silahlı iki kişi tarafından kaçırılmıştır.

20.05.1994 tarihinde Abdullah Düşkün’ün cansız bedeninin bulunması üzerine, Nusaybin İlçe Jandarma Komutanlığı, Nusaybin Cumhuriyet Başsavcılığına bilgi vermiş ve Savcılık 1994/231 hazırlık numarasıyla soruşturma başlatmıştır.

20.05.1994 tarihinde Nusaybin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen ölü muayene ve otopsi tutanağında Abdullah Düşkün’ün kafasına 9 mm’lik tabanca ile üç el ateş edilerek öldürüldüğü ve bedeninin yanında üç adet boş mermi kovanı bulunduğu tespit edilmiştir.

20.05.1994 tarihinde Nusaybin Cumhuriyet Başsavcılığınca Nusaybin Jandarma Komutanlığından, bedenin çürümeye başlamış olması sebebiyle derhal en yakın köy muhtarlığı ile irtibata geçilerek gömdürülmesi talep edilmiştir. Nusaybin Jandarma Komutanlığı defin işlemini gerçekleştirmiş ancak aileye haber verilmemiştir. Jandarma Astsubay Kıdemli Üstçavuş İsmail Birkin, Abdullah Düşkün’ün bedeninin gömüldüğü yerin krokisini düzenlemiştir.

20.05.1994 tarihinde düzenlenen olay yeri tespit tutanağında, Nusaybin Söğütlü köyü korucu başı Hasan Girbiyanoğlu’nun Girmeli Jandarma Karakol Komutanlığı Güvenlik Timleri ile çevre köylerin kontrolünü yaptıktan sonra dönüş yolunda bedeni bulduğu ve karakolu aradığı belirtilmiştir. Hasan Girbiyanoğlu’nun tanık olarak ifadesi alınmıştır. İfadesinde bedeni, Seyar mezrasında bulunan Yusuf Akıncı’ya ait boş binada bulmuş olduğunu belirtmiştir.

Abdullah Düşkün'ün evden götürülmesinden üç-dört gün sonra, bir minibüs şoförü ailesine Nusaybin’e bağlı Girefş köyünde yol üzerinde cansız bir beden bulunduğunu haber vermiştir. 25.05.1994 tarihinde Abdullah Düşkün’ün bedeni, annesi Rihan Düşkün tarafından teşhis edilmiş; aynı gün Rihan Düşkün Girmeli Jandarma Karakol Komutanlığında ifade vermiştir. Nusaybin İlçe Jandarma Komutanlığı tahkikat evraklarını aynı gün Nusaybin Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. 27.05.1994 tarihinde, Rihan Düşkün bu defa Nusayabin Cumhuriyet Başsavcılığında Abdullah Düşkün’ün fotoğrafını teşhis etmiştir.

01.06.1994 tarihinde, Nusaybin Cumhuriyet Başsavcılığı, söz konusu suçların devlet aleyhine işlenen suçlar kapsamına girmesi sebebiyle, 1994/99 sayılı görevsizlik kararı vererek dosyayı Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

Dosya, Diyarbakır DGM Başsavcılığınca 1994/3548 hazırlık numarası ile görülmeye başlanmıştır. Faillerin yakalanması hususunda Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı ve Mardin İl Emniyet Müdürlüğü arasında yıllar boyu süren yazışmalar sonuçsuz kalmıştır.

27.05.2004 tarihinde, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı “yasadışı terör örgütü üyeleri” hakkında daimi arama kararı vermiştir. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı ve Nusaybin Jandarma İlçe Komutanlığı arasında yapılmaya devam edilen daimi arama kararı ile ilgili yazışmalardan bir sonuç alınmamıştır.

22.12.2006 tarihinde, Nusaybin Emniyet Müdürlüğünce Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına bir yazı yazılmış olup yazıda Abdullah Düşkün’ün bedeninin bulunduğu tarih olan 20.05.1994’te “PKK terör örgüt üyesi olmak ve örgüt adına ideolojik amaçla adam öldürmek” suçunu işleyen Mehmet Bulun hakkında yapılan bir işlem olup olmadığı sorulmuştur. 13.03.2007 tarihinde, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı cevaben yazdığı yazıda sadece soruşturmanın derdest olduğunu belirtmiştir.

25.03.2009 tarihinde Abdullah Düşkün’ün eşi Hediye Düşkün Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına eşini öldüren kişilerden şikayetçi olduğuna ilişkin beyanda bulunmuştur.* Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/430 hazırlık numaralı soruşturmayı başlatmıştır.

26.05.2009 tarihinde, Hediye Düşkün müşteki sıfatıyla Savcılık makamında ifade vermiştir.

19.11.2009 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı Hazırlık Bürosu tarafından Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazılmış olup Abdullah Düşkün'ün gözaltındayken kaybolması olayı ile ilgili olarak tanık Tacettin Düşkün'ün açık kimlik ve adres bilgilerinin tahkikatının yapılması istenmiştir.

26.02.2010 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı Hazırlık Bürosu tarafından Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazılmış olup Abdullah Düşkün'ün gözaltındayken kaybolması olayı ile ilgili olarak Tacettin Düşkün'ün tanık olarak dinlenmesi için Savcılık nezdinde hazır edilmesi istenmiştir.

19.03.2010 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, Abdullah Düşkün’ün zorla kaybedilmesiyle ilgili olarak ayrıca Tacettin Düşkün’ün ifadesini almıştır.

08.12.2011 tarihinde, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı Soruşturma Bürosu tarafından Nusaybin Cumhuriyet Başsavcılığı talimat bürosuna müzekkere yazılmış olup Abdullah Düşkün’ün gözaltındayken kaybolması olayı ile ilgili olarak gerekli tahkikatın yapılması istenmiştir.

Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/430 numaralı soruşturma dosyası, fezleke ile Diyarbakır Özel Yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilerek 2013/466 soruşturma numarasına kaydedilmiştir. 06.03.2014 tarihli kanun değişikliği ile TMK 10. madde ile yetkili cumhuriyet başsavcılıklarının görevlerine son verilmesi üzerine Özel Yetkili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı görevsizlik kararı vererek, dosyayı Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına geri göndermiştir.

Cizre Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/1859 numarası verdiği soruşturma daha sonra yeniden Nusaybin Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

16.07.2014 tarihinde Nusaybin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, suçun işlendiği zaman yürürlükte olan 765 sayılı Türk Ceza Kanununda düzenlenen 20 yıllık zamanaşımı süresinin 20.05.2014 tarihinde dolmuş olması sebebiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair 2014/1113 sayılı karar verilmiştir. Karar, maktulün hayatta olan çocuklarına tebliğ edilmemiş olması sebebiyle iade edilmiş ve 18.07.2014 tarihinde aynı sayıyla yeniden verilmiştir.

Kovuşturmaya yer olmadığı kararının ardından ailenin avukatı Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunmuştur.

* 2009 yılında cezaevinde tutuklu bulunan iki gizli tanığın, Şırnak ili Cizre ilçesinde 1993 -1995 yılları arasında terörle mücadele adı altında faaliyet yürüten bir suç örgütünün varlığından bahsedip işlenen suçlar hakkında ayrıntılı bilgiler vermeleri üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK 250. Maddesinde Belirtilen Suçlara Bakmakla Yetkili) 2009/906 hazırlık numaralı bir soruşturma başlattı. Savcılığın, Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı (Soruşturma No: 2009/430) ile birlikte yürüttüğü bu soruşturmanın ciddiyetle üzerine düşülmesi sonucu, tanık anlatımlarının birçok eski dosya bilgileri ile örtüştüğü görülerek, önemli kanıtlara ulaşıldı ve şüphelilerin bir kısmı tutuklandı. Yaşanan gelişmelerin duyulmasıyla bölge kamuoyunda sorumluların tespit edilip yargılanabileceği umudu doğdu. Bu nedenle 2009 yılında Cizre, Silopi ve İdil ilçelerinde pek çok aile Şırnak Barosu aracılığıyla ve gönüllü avukatların desteğiyle kendi kayıplarının da akıbetlerini öğrenebilmek ve sorumluların bulunması amacıyla uzun süredir hiçbir ilerleme olmamış kayıp dosyaları ile ilgili olarak savcılıklara yeniden başvuru yaptı. Bu başvurular sonucunda yeniden soruşturma dosyaları açılırken, Savcılık yüzlerce dosya arasından zorla kaybedilmesinin ardından cesedi bulunmuş ya da yasadışı ve keyfi olarak infaz edilmiş 20 maktul açısından ulaştığı delillerle, faillerde birlik olduğunu tespit edip dava açtı. 2009 yılında açılan ve kamuoyunda Temizöz ve Diğerleri Davası olarak bilinen bu dava Kasım 2015’te tüm sanıklar hakkında delil yetersizliğinden beraat kararı verilmesiyle sonuçlandı.

Abdullah Efelti'nin Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
Savcılık / Mahkeme adı:Ergün Tokgöz Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:1995-02-23
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Abdullah Efelti’nin kaybedilmesinin ardından ailesi 23 Şubat 1995 ve 30 Mart 1995 tarihlerinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulundu. Şikayetçiler, yaptıkları araştırma sonucu zorla kaybedilenin Cizre İlçe Jandarma Komutanlığında tutulduğunu öğrendiklerini, uzun süredir serbest bırakılmadığı gibi kendilerine hakkında bilgi de verilmediğini savcılığa bildirdi. Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı 1995/640 hazırlık numarası ile yürüttüğü soruşturmada, verilen detaylı bilgilere ve tanık ifadesine rağmen ancak 24 Mayıs 1995 tarihinde Yankale Sınır Komutanlığındaki iki görevlinin ifadesini aldı ve bundan başka hiçbir işlem yapmadı.

Söz konusu soruşturma sürerken 13 Mayıs 1995 tarihinde Cizre-Nusaybin karayolu üzerinde Varlık köyü yakınlarında köylülerce yarı gömülü halde bir beden bulunması üzerine Cizre Savcılığı konu ile ilgili 1995/239 hazırlık numarası ile soruşturma açtı. Savcılık olay yeri incelemesi, ölü muayenesi işlemlerini yapıp görgü tanıklarını dinledi. Bu işlemlerin ardından maktul, savcılığın talimatıyla belediye tarafından kimsesizler mezarlığına gömüldü. Maktulün ailesi çevre köylerden bir cenaze bulunduğu duyumunu alarak 30 Mayıs 1995 tarihinde belediyeye başvurdu ancak defin gerçekleştiği için maktulün teşhisi fotoğraflardan yapıldı. Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı Cizre’de yürütülen soruşturmadan haberdar olduktan sonra 9 Ekim 1995 tarihinde yetkisizlik kararı vererek dosyayı Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi ve iki dosya 1995/239 hazırlık numarasında birleştirildi.

Kimlik tespiti dışında hiçbir ilerleme yaşanmayan dosyada “daimi arama” kararı verilerek faillerin bulunması için suç yeri itibariyle yetkili Cizre Jandarma İlçe Komutanlığıyla aylık rutin yazışmalar başladı. Şikayetçiler beden bulunmadan önce yaptıkları şikayetlerde kaybın Cizre İlçe Jandarma Komutanlığında tutulduğunu iddia ettikleri halde savcılık bu iddiaları soruşturmadığı gibi şüpheli konumunda olması gereken kişilere soruşturmayı yürüttürdü. Cizre İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından her ay rutin olarak cinayet failleri ile ilgili herhangi bir bilgi ve emareye rastlanamadığına dair bilgilendirme yazıları gönderildi. Bilgilendirme yazılarında zaman zaman herhangi bir bilgi ve belgeye dayandırılmadan “işleniş biçiminden cinayetin PKK terör örgütü tarafından işlenmiş olabileceği düşünülmektedir,” şeklinde ibareler kullanıldı. Bu yazışmalar, soruşturmada hiçbir ilerleme olmadan 15 yıl boyunca kesintisiz olarak sürdü.

Zorla kaybedilenin ailesi, sürüncemede kalan soruşturmadan bir netice alamayınca, 12 Mart 2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına yeniden bir şikayet dilekçesi verip dönemin Cizre İlçe Jandarma Komutanı Cemal Temizöz’den, ismen şikayetçi oldu. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/411 hazırlık numarası ile kaydettiği bu şikayetleri 1995/239 hazırlık numaralı eski dosya ile birleştirdi. Bu işlemlerle birlikte dosya yeniden ciddi şekilde soruşturulmaya başlandı, tanıklar dinlenip sanıkların tespiti için fotoğraf teşhisleri yaptırıldı. Soruşturmanın ilerlemesi ile söz konusu dosya ile Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı dosyası arasında irtibat bulunduğu tespit edilerek iki dosya Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/906 hazırlık numaralı soruşturmasında birleştirildi. Bu soruşturma sonucunda savcılığın düzenlediği iddianame ile (İddianame No: 2009/972) sanıklar Cemal Temizöz, Kamil Atağ, Temer Atağ, Adem Yakin, Hıdır Altuğ, Fırat Altın (Abdülhakim Güven), Kukel Atağ (daha sonra kimliği tespit edilen Sanık Burhanettin Kıyak’ın davası da bu dosya ile birleşmiştir) hakkında “cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve bu teşekküle katılarak mensubu olmak, adam öldürmeye azmettirmek, adam öldürmek” suçlamasıyla Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinde 2009/470 esas numarası ile dava açıldı.

14 Temmuz 2009 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı İddianamede, 1993-95 yılları arasında Cizre İlçe Jandarma Bölük Komutanı olan Cemal Temizöz’ün Bedran/Şahin kod adlı Adem Yakin, Ferit kod adlı Fırat Altın ve Tayfur kod adlı Hıdır Altuğ ile gerçek isimleri tespit edilemeyen uzman çavuşlar Yavuz Güneş, Selim Hoca, Cabbar ve Tuna kod isimlerini kullanan şahıslardan oluşan sivil bir sorgu/infaz timi kurduğu, bu grupla, 22 kişiyi terörle mücadele adı altında işkenceyle sorguladığı, zorla kaybettiği ya da öldürdüğü iddia edildi. Tuna kod isimli şahsın bir trafik kazasında öldüğü ancak diğerlerinin gerçek isimleri belirlenemediği için haklarında kamu davası açılamadığı belirtildi. Sanıklar hakkında “Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, örgüt üyesi olmak, cinayete azmettirmek ve cinayet”ten Cemal Temizöz için dokuz, Kamil Atak ve Adem Yakin için yedi, Fırat Altın (Abdülhakim Güven) için altı, Hıdır Altuğ için üç, Temer Atak için iki ve Kukel Atak için bir kez ağırlaştırılmış müebbet istendi. 2009 yılında sanıklardan Kamil Atak, Cemal Temizöz, Temer Atak, Adem Yakin ve Fırat Altın (Abdülhakim Güven) tutuklanarak yargılanmaya başlandı. Mart 2009’dan beri firari olarak aranan Kukel Atak ise 8 Ocak 2010’da yakalanarak tutuklandı. Dava başladıktan yaklaşık üç yıl sonra, müdahil avukatların çabalarıyla dönemin belgelerindeki imzalardan çapraz karşılaştırma yapılarak kimliği tespit edilen “Yavuz hoca” ya da “Yavuz Güneş” kod adıyla bilinen Uzman Çavuş Burhanettin Kıyak da 27 Temmuz 2012’de Ankara’da tutuklandı.

Bir yılı aşkın bir süre ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle tutuklu yargılanan Kukel Atak, 18 Mart 2011’de sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildi. 1994 yılında Cizre'de Temizöz'ün kurduğu ekipte görev aldığı ve Ramazan Uykur'u öldürdüğü iddiasıyla yargılanan Temer Atak ise suç tarihinde askerde olduğu iddiasıyla 22 Haziran 2012’de tahliye edildi. Kamil Atak suç vasfı ve delil durumunun değerlendirilmesi sonucu 21 Aralık 2012’de; Hıdır Altuğ ve Fırat Altın (Abdulhakim Güven) 8 Kasım 2013’te, Cemal Temizöz ise 12 Eylül 2014’te tutuklulukta geçirdikleri süre dikkate alınarak tahliye edildi. 23 Mart 2009’da Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı iken tutuklanan ve 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanan Cemal Temizöz, 2010 yılında Yüksek Askeri Şurâ tarafından emekliye sevk edildi. Davada en son tutuklanan Burhanettin Kıyak ise, üç yıla yakın tutuklu yargılanmasının ardından 2 Nisan 2015’te adli kontrol şartı ve yurt dışı yasağı konularak tahliye edildi. Güvenlik gerekçesiyle Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesine nakledilen davada 5 Kasım 2015'te bütün sanıklar hakkında beraat kararı verildi.

Abdullah Güler, Ahmet Güler, Beşir Başkök, Ömer Çetin ve Sait Şen'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Evet
AİHM Başvurusu:No
Abdullah Güler, Ahmet Güler, Beşir Başkök, Ömer Çetin ve Sait Şen’in zorla kaybedilmesine ilişkin Diyarbakır TMK. 10. Madde ile görevli Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü 2012/1082 numaralı soruşturma Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesinin ardından 2014/1859 numaralı soruşturma dosyasına kaydedildi. Soruşturma Haziran 2015 itibariyle devam ediyor.
Abdullah İnan, Aşur Seçkin, Casım Çelik, Cemal Sevli, Hayrullah Öztürk, Hurşit Taşkın, Kemal İzci, Mirhaç Çelik, Naci Şengül, Salih Şengül, Seddık Şengül, Reşit Sevli ve Yusuf Çelik'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti AHIM 3598/03
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:1998-07-06
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:Yes
AİHM Kararı:Sözleşme maddelerinin ihlal edildiği kararı
Temmuz 1998'de Şemdinli'yi ziyaret eden dönemin milletvekillerinden Naim Geylani, 24 Temmuz 1994'te, Hakkari'nin Şemdinli ilçesine bağlı Ormancık mezrasına bir operasyon düzenleyen jandarmaların Kerem İnan adlı bir köylüyü öldürmesi, köydeki evleri yakarak köyü boşaltması ve gözaltına aldıkları 13 köylüden bir daha haber alınamaması olayına ilişkin bilgi aldıktan sonra Meclis İnsan Hakları Komisyonu tarafından bir inceleme başlatılması yönünde talepte bulundu. Olayla ilgili bilgilerin ve Naim Geylani’nin talebinin gazetelerde de yayınlanması üzerine Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığı 6 Temmuz 1998'de Şemdinli Cumhuriyet Savcılığından olayla ilgili bir soruşturma başlatmasını talep etti.

<\p>

Açılan soruşturma kapsamında Ağustos 1998 ve Ocak 1999'da Meryem Çelik, Zübeyda Uysal, Misrihan Sevli, Emine Çelik, Fatma Şengül, Besna Sevli, Hanife İzci, Hamayil İnan, Kimet Şengül ve Hazima Çelik ifade verdi. Savcılık, olay günü Ormancık'a düzenlenen operasyonun başındaki Ortaklar Güçlendirilmiş Jandarma Karakolu Komutanı Kd. Py. Yarbay Ali Çamurcu ve Kerem İnan'ı öldürdüğü iddia edilen Astsubay Fatih Akçay'ın da soruşturma kapsamında ifadesini aldı; ikisi de iddiaları reddetti. <\p>

Savcılığın gözaltına alındıktan sonra kendilerinden bir daha haber alınamayan 13 kişinin akıbetini soran yazısı üzerine, 11 Ağustos 1998'de Jandarma'dan, bahsi geçen 13 kişinin gözaltına alındıktan sonra Derecik askeri üssüne götürüldüğü, sorguları tamamlandıktan sonra da serbest bırakıldıkları; aralarından sadece Aşur Seçkin'in serbest bırakıldıktan sonra örgüte katılmak üzere kaçmaya başladığı sırada nereden geldiği belirlenemeyen bir kurşunla yaralanarak öldüğü cevabı geldi. <\p>

Savcılığın 13 Nisan 1999'da hazırladığı fezlekede Yarbay Ali Çamurcu ve Astsubay Fatih Akçay şüpheli sıfatıyla yer aldı. Fezlekede, olay tarihinde Ormancık yakınlarında çıkan çatışmada iki askerin öldüğü, 14 askerin yaralandığı bir çatışmanın yaşandığı; bu çatışmanın hemen ertesinde örgüte lojistik yardım sağladığı düşünülen korucu köyü Ormancık'a aralarında Yarbay Ali Çamurcu ve Astsubay Fatih Akçay'ın da yer aldığı bir grup jandarma tarafından operasyon düzenlendiği ve müşteki ifadelerinde yer alan zorla kaybetme, işkence, köy yakma ve boşaltmanın yaşandığı yer aldı. Savcılık, Hakkari Ağır Ceza Mahkemesinin yetkili olduğu iddiasıyla dosyayı Hakkari Cumhuriyet Savcılığına gönderdi. <\p>

Hakkari Cumhuriyet Savcılığı 22 Nisan 1999'da yetkisizlik kararı verdi ve dosyada adı geçen şüpheli memurların yargılanabilmeleri için izin alınması gerekliliği nedeniyle dosyayı Şemdinli İdare Mahkemesine gönderdi. Şemdinli İdare Mahkemesi 8 Haziran 2000'de şüpheliler Ali Çamurcu ve Fatih Akçay'ın yargılanmaları için izin talebini reddetti. Karar, dosyada yer alan şikayetçilerin avukatlarına bildirilmediyse de İdare Mahkemelerinin kararları otomatik olarak temyiz edildiği için dosya Van Bölge İdare Mahkemesine gönderildi. 18 Temmuz 2000'de Van Bölge İdare Mahkemesi alt mahkemenin kararını onadı, ancak bu karar da müşteki avukatlarına bildirilmedi. 4 Nisan 2002'de kararı, yazdıkları bir bilgi edinme talebi dilekçesiyle öğrenen müşteki avukatı, iç hukuk yollarının tükenmesiyle 10 Eylül 2002'de AİHM'ye başvurdu. <\p>

AİHM, 16 Temmuz 2013’te, Casım Çelik, Cemal Sevli, Yusuf Çelik, Mirhaç Çelik, Naci Şengül, Seddık Şengül, Reşit Sevli, Kemal İzci, Hayrullah Öztürk, Salih Şengül, Hurşit Taşkın, Aşur Seçkin ve Abdullah İnan'ın zorla kaybedilmesine ilişkin sözleşmenin yaşam hakkını düzenleyen 2., işkence yasağını düzenleyen 3. (başvuranlar açısından), ve kişisel özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen 5. maddelerinin ihlal edildiğine karar verip, Türkiye Cumhuriyeti devletini tüm mağdur yakınlarına maddi ve manevi tazminat ödemeye mahkum etti.<\p>

Bir askerin Savcılığa "12 köy korucusu Derecik İç Güvenlik Taburu bahçesine gömüldü" yönünde bilgi vermesi üzerine 2009 yılında Şemdinli Cumhuriyet Savcısı ve Hakkari Barosundan 4 avukatın nezaretinde kazı çalışması yapıldı ancak herhangi bir bulguya rastlanmadı. <\p>

29.07.2013 tarihinde Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmek üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına, ilgili olayda kaybedilen kişilerin bedenlerinin Derecik iç güvenlik Piyade taburunun güneybatısında bulunan bir dereciğe atıldığı iddiasına binaen, bedenlere ulaşılması için gerekli işlemlerin yapılması, yakınların talep ettikleri yerlere gömülmesi ve son olarak sorumlular hakkında yasal işlem başlatılması talepleri ile bir dilekçe gönderildi. Dilekçeye cevap alınamaması nedeniyle 2015 yılında aynı talep yinelendi. Son alınan bilgiye göre konuyla ilgili Şemdinli Cumhuriyet Başsavcılığında 2015/1548 numaralı soruşturma devam ediyor. <\p>

Abdullah Kert'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:
Soruşturma / Dava tarihi:2009-01-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
2008 yılında gazeteci Faruk Arslan’ın kaleme aldığı ‘’Karakutu: Ergenekonun Karanlık İsmi Tuncay Güney’’ isimli kitap yayımlandı. Kitapta Tuncay Güney’in, 1990’lı yıllarda JİTEM tarafından öldürülen birçok kişinin bedeninin asitle yakılarak Silopi Botaş Askeri Tesislerine gömülmüş olduğu beyanı bulunmaktaydı.

Bu beyanlar üzerine Şırnak Barosu Başkanı Nuşirevan Elçi, 01.12.2008 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulundu. Başvuru sonucunda Silopi Cumhuriyet Başsavcılığınca 2008/3151 sayılı soruşturma başlatıldı. İddiaya konu eylemlerin soruşturulması yetki ve görevinin Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına ait olması sebebiyle soruşturmanın Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilecek talimatlar yoluyla Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmesine karar verildi. Soruşturma kapsamına kazılar yapılacağı haberlerinin çıkması üzerine 54 kişinin kaybedildiği veya öldürüldüğü iddiası ile 57 kişi tarafından başvuru yapıldı.

Abdullah Kert’in kardeşi Mehmet Kert de 27.01.2009 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığında müşteki sıfatıyla ifade verdi. Dilekçesinde, olay tarihinde Yüksekova İlçe Jandarma Komutanlığı görevini yapan komutandan ve ağabeyinin öldürülmesi olayına karışan diğer görevli şahıslardan şikayetçi olduğunu söyledi. Yüksekova Kimsesizler Mezarlığında kazı yapılmasını ve buradan elde edilecek bulgular üzerinde DNA incelemesi yapılmasını talep etti. Mehmet Kert’in başvurusu, 2008/3151 sayılı soruşturma kapsamına alındı.

Soruşturmaya dayanak oluşturan iddialar doğrultusunda 2009 yılının Mart ayında Botaş Askeri Tesislerinde, Aslan (eski adıyla Sinan) tesislerinde yapılan kazılarda kemik ve giysi parçalarına ulaşıldı. Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporda, çıkarılan tüm kemiklerin hayvan kemiği olduğu; kumaş parçalarının ise DNA incelemesine cevap vermediği belirtildi. Kemiklerin bulunduğu yerler arasında, 11.06.1994 tarihinde Mehmet Güngör’ün bedeninin, 12.06.1994 tarihinde ise kimliği tespit edilemeyen üç adet bedenin çıkarıldığı kuyu da bulunmaktadır. Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığından aldığı talimatlarla yürüttüğü araştırmaları sonucu hazırladığı fezlekeyi 23.06.2009 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Dosya 2009/2117 soruşturma sayısıyla yürütülmeye başlandı.

06.03.2014 tarihinde Resmî Gazete’de kabul edilerek yasalaşan 6526 Sayılı Kanun ile TMK 10. madde ile yetkili cumhuriyet başsavcılıklarının görevlerine son verilmesi üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 20.03.2014 tarihinde 2014/10160 sayılı yetkisizlik kararı verdi. Dosya Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına yollandı ve 2014/939 soruşturma numarasıyla takip edilmeye başlandı. Soruşturma, 10.03.2015 itibariyle devam etmektedir.

Abdullah Özdemir ve İzzet Padır'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Davada delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verildi, yargıtay aşamasında
Savcılık / Mahkeme adı:İbrahim Işıktaş Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:1994-06-20
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
İzzet Padır ve birlikte kaybedilen Abdullah Özdemir'in akıbeti hakkında herhangi bir bilgiye ulaşamayan aileleri 20 Haziran 1994 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına başvurdu. Savcılık söz konusu şikâyet ile ilgili işlemleri uzun süre 1994/2849 muhabere numarası ile yürüttü, daha sonra dosya 1997/1424 hazırlık numarası ile soruşturulmaya devam edildi. Başvurunun ardından savcılık, kaybedilenlerin gözaltına alınıp alınmadıklarının tespiti, tanık dinleme, kayıpların imza örneklerinin tespiti işlemlerini gerçekleştirdi. Bu kapsamda dört tanığın ifadeleri alındı. 19 Haziran 1998 tarihinde, suç yerinin Cizre olduğu gerekçesiyle, Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı 1998/19 numaralı kararla yetkisizlik kararı verdi ve dosyayı Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi.

Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 1198/367 hazırlık numaralı dosyayı, elinde herhangi bir belge bulunmadığı halde suçun PKK ile bağlantılı olduğu gerekçesiyle 11 Aralık 1998 tarihinde 1998/98 görevsizlik kararıyla Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Savcılık 1998/2156 hazırlık numarasıyla başlattığı soruşturmada, 21 Aralık 1998 tarihinde 1998/309 sayılı görevsizlik kararı vererek dosyayı tekrar Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, 1998/806 hazırlık numaralı dosyada Jandarma görevlileri bakımından müsnet suç oluşmadığını belirterek 30 Mart 2001 tarihinde ek takipsizlik kararı verdi; son ikametgâhın ve ilk usuli işlemlerin yapıldığı yerin Silopi olduğu gerekçesiyle 2001/75 numaralı yetkisizlik kararıyla dosyayı yeniden Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi.

Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı 2001/445 hazırlık numarasına kaydettiği dosyada, jandarma kayıtlarına göre kayıpların gözaltında tutuldukları Cizre Jandarma Bölük Komutanlığından salıverildikten sonra bir daha kendilerinden haber alınamadığını, dolayısıyla Cizre’de kaybolduklarını belirterek, yetkisizlik kararıyla dosyayı 15 Kasım 2001 tarihinde yeniden Cizre Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı, 7 Ocak 2002 tarihinde faillerin belirlenemediği gerekçesiyle daimi arama kararı verdi. 7 Ocak 2002 tarihinden itibaren Cizre İlçe Emniyet Müdürlüğü ile Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı arasında daimi arama kararı doğrultusunda yedi yıl boyunca rutin yazışmalar sürdü ve dosyada Temizöz ve diğerleri davasının açılmasına da vesile olan 2009 yılı başındaki gizli tanık ifadelerine kadar herhangi bir gelişme olmadı.

24 Mart 2009 tarihinde müşteki Harun Padır’ın şikayeti üzerine Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı 2009/430 soruşturma numarası ile tekrar soruşturma başlattı. Müştekiler şikayet dilekçesinde Cemal Temizöz, Abdülhakim Güven, Adem Yakın, Beşir Akkort isimli şahıslardan şikayetçi olduklarını belirtti. Ayrıca Kuştepe Köyünde ve BOTAŞ’ta yapılan kazı çalışmasında çıkan kemiklere de DNA testi yapılması talebinde bulundu. 17 Nisan 2009 tarihinde kazı çalışması yapıldı. Savcılık ayrıca Cizre İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından daha önceki soruşturma dosyalarına sunulan, zorla kaybedilen şahısların serbest bırakıldığına ilişkin tutanakların asıllarının komutanlığın elinde bulunmamasını ve yine aynı evrak üzerindeki “Cizre merkezde Selçuk Yarbay’ın birliğinde bu şahıslar bekletilmektedir,” notunu önemli deliller olarak kabul etti.

Soruşturmanın ilerlemesi ile söz konusu dosyayla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı dosyası arasında bağlantı bulunduğu tespit edilerek iki dosya Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/906 hazırlık numaralı soruşturmasında birleşti. İş bu soruşturma sonucunda Savcılık 2009/972 kayıt numarasıyla bir iddianame hazırladı. İddianamede, 1993-95 yılları arasında Cizre İlçe Jandarma Bölük Komutanı olan Cemal Temizöz’ün Bedran/Şahin kod adlı Adem Yakin, Ferit kod adlı Fırat Altın ve Tayfur kod adlı Hıdır Altuğ ile gerçek isimleri tespit edilemeyen uzman çavuşlar Yavuz Güneş, Selim Hoca, Cabbar ve Tuna kod isimlerini kullanan şahıslardan oluşan sivil bir sorgu/infaz timi kurduğu, bu grupla, 22 kişiyi terörle mücadele adı altında işkenceyle sorguladığı, zorla kaybettiği ya da öldürdüğü iddia edildi. Tuna kod isimli şahsın bir trafik kazasında öldüğü ancak diğerlerinin gerçek isimleri belirlenemediği için haklarında kamu davası açılamadığı belirtildi. Dava dosyasında Abdullah Özdemir ve İzzet Padır’ın öldürülmesinden sanıklar Cemal Temizöz ve Kamil Atak sorumlu tutuldu. Sanıklar hakkında “Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, örgüt üyesi olmak, cinayete azmettirmek ve cinayet”ten Cemal Temizöz için dokuz, Kamil Atak ve Adem Yakin için yedi, Fırat Altın (Abdülhakim Güven) için altı, Hıdır Altuğ için üç, Temer Atak için iki ve Kukel Atak için bir kez ağırlaştırılmış müebbet istendi. 2009 yılında sanıklardan Kamil Atak, Cemal Temizöz, Temer Atak, Adem Yakin ve Fırat Altın (Abdülhakim Güven) tutuklanarak yargılanmaya başlandı. Mart 2009’dan beri firari olarak aranan Kukel Atak ise 8 Ocak 2010’da yakalanarak tutuklandı. Dava başladıktan yaklaşık üç yıl sonra, müdahil avukatların çabalarıyla dönemin belgelerindeki imzalardan çapraz karşılaştırma yapılarak kimliği tespit edilen “Yavuz hoca” ya da “Yavuz Güneş” kod adıyla bilinen Uzman Çavuş Burhanettin Kıyak da 27 Temmuz 2012’de Ankara’da tutuklandı.

Bir yılı aşkın bir süre ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle tutuklu yargılanan Kukel Atak, 18 Mart 2011’de sağlık sorunları nedeniyle tahliye edildi. 1994 yılında Cizre'de Temizöz'ün kurduğu ekipte görev aldığı ve Ramazan Uykur'u öldürdüğü iddiasıyla yargılanan Temer Atak ise suç tarihinde askerde olduğu iddiasıyla 22 Haziran 2012’de tahliye edildi. Kamil Atak suç vasfı ve delil durumunun değerlendirilmesi sonucu 21 Aralık 2012’de; Hıdır Altuğ ve Fırat Altın (Abdulhakim Güven) 8 Kasım 2013’te, Cemal Temizöz ise 12 Eylül 2014’te tutuklulukta geçirdikleri süre dikkate alınarak tahliye edildi. 23 Mart 2009’da Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı iken tutuklanan ve 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanan Cemal Temizöz, 2010 yılında Yüksek Askeri Şurâ tarafından emekliye sevk edildi. Davada en son tutuklanan Burhanettin Kıyak ise, üç yıla yakın tutuklu yargılanmasının ardından 2 Nisan 2015’te adli kontrol şartı ve yurt dışı yasağı konularak tahliye edildi. Güvenlik gerekçesiyle Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesine nakledilen davada 5 Kasım 2015'te bütün sanıklar hakkında beraat kararı verildi.

Abdullah Turğut'un Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Soruşturma sürüyor
Savcılık / Mahkeme adı:Burhan Tekan
Soruşturma / Dava tarihi:2009-01-27
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Abdullah Turğut’un ailesi olayın gerçekleştiği tarihten bir süre sonra Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu. Yapılan başvuru üzerine 1995/1092 sayılı soruşturma başlatıldı. Ancak bir sonuç alınmadı.

2008 yılında gazeteci Faruk Arslan’ın kaleme aldığı “Karakutu: Ergenekonun Karanlık İsmi Tuncay Güney” isimli kitap yayımlandı. Kitapta Tuncay Güney’in, 1990’lı yıllarda JİTEM tarafıdan öldürülen birçok kişinin bedeninin asitle yakılarak Silopi Botaş Askeri Tesislerine gömülmüş olduğu beyanı bulunmaktaydı. Bu beyanlar üzerine Şırnak Barosu Başkanı Nuşirevan Elçi, 01.12.2008 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulundu. Başvuru sonucunda Silopi Cumhuriyet Başsavcılığınca 2008/3151 sayılı soruşturma başlatıldı. İddiaya konu eylemlerin soruşturulması yetki ve görevinin Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına ait olması sebebiyle soruşturmanın Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilecek talimatlar yoluyla Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülmesine karar verildi.

Çeşitli gazetelerde, başlatılan soruşturma kapsamında kazılar yapılacağına dair çıkan haberler üzerine savcılıklara, 54 kişinin kaybedildiği veya öldürüldüğü iddiası ile 57 kişi tarafından başvuru yapıldı. Başvuranlar arasında bulunan Serhat Turğut, 2008/3151 numaralı soruşturmada, 27.01.2009 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılğında müşteki sıfatıyla ifade verdi. Babasının öldürülmesinden Ergenekon adlı örgütün sorumlu olabileceğini belirtti.

Soruşturmaya dayanak oluşturan iddialar doğrultusunda 2009 yılının Mart ayında Botaş Askeri Tesislerinde, Aslan tesislerinde (eski adıyla Sinan Lokantası) yapılan kazılarda kemik ve giysi parçalarına ulaşıldı. Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporda, çıkarılan tüm kemiklerin hayvan kemiği olduğu; kumaş parçalarının ise DNA incelemesine cevap vermediği belirtildi. Kemiklerin bulunduğu yerler arasında, 11.06.1994 tarihinde Mehmet Güngör’ün bedeninin, 12.06.1994 tarihinde ise kimliği tespit edilemeyen üç adet bedenin çıkarıldığı kuyu da bulunmaktadır.

Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığından aldığı talimatlarla yürüttüğü araştırmaları sonucu hazırladığı fezlekeyi 23.06.2009 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Dosya Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2009/2117 soruşturma sayısıyla yürütülmeye başlandı. 06.03.2014 tarihinde Resmi Gazete’de kabul edilerek yasalaşan 6526 Sayılı Kanun ile TMK 10. madde ile yetkili cumhuriyet başsavcılıklarının görevlerine son verilmesi üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 20.03.2014 tarihinde 2014/10160 sayılı yetkisizlik kararı verdi. Dosya Silopi Cumhuriyet Başsavcılığına yollandı ve 2014/939 soruşturma numarasıyla takip edilmeye başlandı.

09.04.2014 tarihinde Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Serhat Turğut ile beraber 9 başvurucunun yakınlarını öldüren/zorla kaybeden failler hakkında daimi arama kararı verildi.

Abdulmecit Baskın'ın Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti H_AnkaraJitemİddianame
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2014-05-16
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Abdülmecit Baskın’ın da arasında bulunduğu 1990’lı yıllarda Ankara’da zorla kaybedilen veya yasadışı keyfi infaz edilen 19 kişiye ilişkin ilk soruşturma 2013 yılında başlatıldı. 20.09.2013 tarihinde zamanaşımı riskinden dolayı Abdülmecit Baskın cinayetiyle ilgili iddianame düzenlenirken, 20.12.2013 tarihinde düzenlenen yeni iddianameyle Namık Erdoğan, Metin Vural, Recep Kuzucu, Behçet Cantürk, Savaş Buldan, Haci Karay, Adnan Yıldırım, İsmail Karaalioğlu, Yusuf Ekinci, Ömer Lutfi Topal, Hikmet Babataş, Medet Serhat, Feyzi Aslan, Lazem Esmaeılı, Asker Smıtko, Tarık Ümit, Salih Aslan ve Faik Candan cinayetleri de yargılamaya dahil edildi. Sanıklar Mehmet Ağar, İbrahim Şahin, Korkut Eken, Ayhan Çarkın, Ayhan Akça, Ziya Bandırmalıoğlu, Ercan Ersoy, Ahmet Demirel, Ayhan Özkan, Seyfettin Lap, Enver Ulu, Uğur Şahin, Alper Tekdemir, Yusuf Yüksel, Abbas Semih Sueri, Lokman Külünk, Mahmut Yıldırım, Nurettin Güven, Muhsin Korman’nın “cürüm işlemek için oluşturulan silahlı teşekkülün faaliyeti kapsamında insan öldürmek” suçlarından yargılandığı dava Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinde devam ediyor.

İlk duruşması 16 Mayıs 2014’te görülen ve tutuklu sanığın olmadığı davanın 10 Nisan 2015 tarihli duruşmasında eski MİT Güvenlik Daire Başkanı Mehmet Eymür kendisine verilen 29 kişilik infaz listesini mahkemeye sundu. 03 Temmuz 2015 tarihli duruşmada Susurluk raporunu hazırlayan, dönemin Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş; 20 Kasım 2015 tarihli duruşmada ise eski Emniyet Müdürü ve Ordu Valisi Kemal Yazıcıoğlu tanık olarak ifade verdiler. 26 Şubat tarihli duruşmaya sanıklardan yalnızca Ayhan Çarkın katıldı. Sırasıyla Tuncay Özkan, Hikmet Çiçek, Halil Tuğ, Bilgi Ünal, Hanefi Avcı tanık olarak dinlendi. Fikri Sağlar ise mazeret bildirerek duruşmaya katılmadı. 17 Haziran 2016 tarihli duruşmada İçişleri eski Bakanı Nahit Menteşe, Ömer Lütfi Topal cinayetine ilişkin gelen ihbarı tutanak altına alan dönemin Cinayet Büro memuru Lütfullah Uzun; bu ihbar üzerine Özel Harekât Polisleri Oğuz Yorulmaz ve Ayhan Çarkın’ın gözaltına alınmasında yer alan dönemin İstanbul Emniyet Müdürlüğü Yankesicilik Büro Amiri Şükrü Pekgil; “Ölüm Listesi”nde adı olduğu fakat Mehmet Ağar’la görüşerek adını listeden çıkarttırdığı idddia edilen iş insanı Vekin Aktan tanık olarak dinlendi. Emekli Tuğgeneral Veli Küçük adresinde tespit edilemediği dolayısıyla tebligat ulaştırılamadığından tanık olarak ifade vermedi. Sanıklardan Mahmut Yıldırım’ın (Yeşil) eski Kontrterör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür tarafından yapılan sorgusunun “gizli” ibareli tutanağı okundu. Özel harekat polisleri Ayhan Çarkın ve Oğuz Yorulmaz’ı gözaltına alan Akın Kızıloğlu ve Şentürk Demirel’in tanık olarak dinlenmesine, İsmet Berkan, Mesut Yılmaz, Tanıl Tekin hakkında çağrı belgesi çıkarılması ve SEGBİS’le beyanlarının alınmasına karar verildi. Bir sonraki duruşma 11 Kasım 2016’ya ertelendi.

Abdulvahap Ateş'in Zorla Kaybedilmesi Hukuki süreç özeti
Hukuki süreçte son durum:Dava devam ediyor
Savcılık / Mahkeme adı:Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi
Soruşturma / Dava tarihi:2014-01-01 2015-03-03
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
AİHM Başvurusu:No
Hadice Ateş, 24.06.1994 tarihinde Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak, oğlu Abdulvahap Ateş'in 14.06.1994 tarihinde Mardin’in Kızıltepe ilçesi Kırkkuyu köyündeki evinden jandarma tarafından alındığını ve bir daha kendisinden haber alamadıklarını beyan etti. Bunun üzerine Savcılıkça 1994/610 numaralı dosya üzerinden soruşturma başlatıldı ve araştırma yapılması için Kızıltepe İlçe Jandarma Komutanlığı’na müzekkere yazıldı. 24.06.1994 tarihinde Kızıltepe İlçe Jandarma Komutanlığı Yüzbaşı Atilla Uğur imzalı cevabi yazısında "bugüne kadar hiç kimsenin baskın yapılarak komutanlıkta tutulmadığı"nı belirtti.

<\p>

Kayıp yakınlarının müracaatı üzerine Derik ve Mardin Cumhuriyet Başsavcılıklarınca başlatılıp Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı’na yetkisizlik kararıyla gelen soruşturmalar da 1994/610 numaralı soruşturmayla birleştirildi. Soruşturma kapsamında defalarca kolluk kuvvetleriyle yazışma yapılmasına rağmen hiçbir sonuca ulaşılamadı ve 08.01.1998 tarihinde daimi arama kararı verildi. <\p>

27.10.2008 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2008/1756 numaralı dosya üzerinden yürüttüğü, kamuoyunda Ergenekon olarak anılan soruşturma kapsamında gizli tanık Aydos verdiği ifadede "Kızıltepe İlçe Jandarma Komutanı Hasan Atilla Uğur’un terörle mücadele adı altında bölgede birçok cinayet, işkence, karanlık faaliyetler gerçekleştirdiğini" beyan etti. Bunun üzerine Savcılık söz konusu iddialarla ilgili kısmı dosyadan ayırarak araştırması için Diyarbakır TMK m.10 ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi. <\p>

Diyarbakır TMK m.10 ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığı’nca 2009/3586 numaralı dosya üzerinden soruşturma başlatıldı. Soruşturma kapsamında Abdulvahap Ateş’in amcasının oğlu Seyfettin Ateş’in ifadesine başvuruldu. Seyfettin Ateş ifadesinde Katarlı köyü sınırındaki bir çatışmada PKK mensubu iki kişinin öldürüldüğünü televizyondan öğrendiklerini, o tarihlerde gayri resmi olarak gözaltına alınan kişiler çatışma süsü verilerek öldürüldüğü için Abdulvahap Ateş’in bu kişilerden biri olabileceğini düşündüklerini beyan etti. İfadesine göre çatışmada öldüğü söylenen iki kişinin fotoğrafını görmek için Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuruldu. Savcı otopsi işlemini kendisinin yaptığını ve iki kişinin fotoğraflarının çekilmiş olduğunu belirtmesine rağmen, fotoğrafları talep ettiği Kızıltepe İlçe Komutanlığı bu kişilere ait herhangi bir fotoğraf bulunmadığını söyledi. 10.01.2013 tarihinde Diyarbakır TMK m.10 ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığı’nca Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı’na "gizli tanığın ifadesinde geçen olaylar ile benzeri olaylara ilişkin kapsamlı araştırma yapılması" yönünde talimat yazıldı. <\p>

Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı olayların talimat bürosu üzerinden araştırılamayacak kadar geniş kapsamlı olduğu gerekçesiyle 13.02.2013 tarihinde 2013/464 numaralı dosya üzerinden soruşturmaya başladı. 1994/610 numaralı dosya üzerinden yürütülen soruşturma da bu soruşturmayla birleştirildi. Savcılık soruşturma kapsamında Abdulvahap Ateş’in ağabeyi Abdurrahim Ateş’in, kardeşi Ğazal Çelik’in; Kırkkuyu köyü sakinlerinden Süleyman Türkaslan, Seyhmus Çelik, Hüsamettin Karaca’nın ve muhtar Mehmet Turan’ın ifadesine başvurdu. Aynı yöndeki ifadelerde 14.06.1994 tarihinde Kırkkuyu köyünün askerler tarafından basıldığı ve Abdulvahap Ateş’in götürüldüğü belirtildi. <\p>

Muhtar Mehmet Turan, ifadesinde kendisine korucular tarafından çatışmada ölen PKK mensupları olduğu söylenen iki kişinin cenazesini Kızıltepe Devlet Hastanesi’ne taşıdığını, bu kişilerden birinin Abdulvahap Ateş’e benzediğini, ancak net olarak hatırlamadığını beyan etti. Sözü edilen tarihlerde Kızıltepe Belediyesi’nde mezarlık işleriyle görevli olan Hüsamettin Karaca ise ifadesinde 1990’lı yıllarda yaklaşık 30 tane kimliksiz cenazenin defin işleminde görev yaptığını, bu cenazelerin kendilerine kolluk görevlileri tarafından teslim edildiğini, vücutlarında kurşun izleri bulunduğunu ve üzerlerinde kıyafetlerinin olduğunu beyan etti. Karaca, “o dönem günde bir iki kez kimliksiz cenaze teslimi yapılıyordu. Zaten insanlar bilseler de cenazelerini sahiplenemiyorlardı” diyerek, bu cenazelerin hiçbirini tanımadığını belirtti. <\p>

Savcılık araştırmaları sonucu düzenlediği 2013/94 numaralı fezlekeyi 03.07.2013 tarihinde Diyarbakır TMK m.10 ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi. Savcılık 2013/1886 numaralı dosya üzerinden soruşturmaya devam etti. 06.03.2014 tarihinde Resmî Gazete’de kabul edilerek yasalaşan 6526 sayılı Kanun ile TMK 10. madde ile yetkili cumhuriyet başsavcılıklarının görevlerine son verilmesi üzerine Diyarbakır TMK m.10 ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığı, 07.03.2014 tarihinde yetkisizlik kararı vererek dosyayı Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı’na geri gönderdi. Kızıltepe Cumhuriyet Başsavcılığı 2014/1052 numaralı soruşturma üzerinden dosyayı incelemeye devam etti. Bu soruşturma kapsamında İstanbul ve Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılıklarının benzeri soruşturmalar kapsamında temin etmiş oldukları JİTEM adlı oluşuma ilişkin bilgi ve belgeler temin edildi. <\p>

Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından önceki soruşturmalarda elde edilen deliller değerlendirilerek, 20.07.2014 tarihinde düzenlenen iddianamede (iddianame no: 2014/295) JİTEM adlı oluşumun var olduğu belirtildi. İddianamede “terörle mücadele amacıyla yürütülen devlet faaliyetlerinin belirli dönemlerde legal çizgiden kaydığı, kamu görevlilerinin organize ettiği oluşumlar bünyesinde PKK mensuplarının, yardım edenlerin veya sempati duyanların haklarında adli süreç başlatılmaksızın işkence, öldürme gibi hukuka aykırı eylemlere maruz bırakıldıkları, 1990'lı yıllarda esasen Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde teröre karşı yürütülen illegal faaliyetlerin de JİTEM adlı örgüt bünyesinde gerçekleştirildiği” ifadeleri yer aldı. <\p>

Ayrıca, “JİTEM bünyesinde teşkilatlanan timler bulunduğu, bu timlerin bölgedeki çeşitli şehirlerde konuşlandırıldığı ve bu şehirlerdeki komutanlarca yönetildiği, şüpheli Hasan Atilla Uğur, Eşref Hatipoğlu ve Ahmet Boncuk‘un örgütün Kızıltepe ve Diyarbakır yöneticileri oldukları, dönem itibariyle Kızıltepe İlçe Jandarma Komutanlığı’nda görevli olan Ünal Alkan'ın JİTEM isimli örgüte üye olduğu, Kızıltepe ilçesinde bu örgüte bağlı olarak geçici köy korucularından ve itirafçılardan oluşan "Bıçak Timi" adı altında bir timin mevcut olduğu, bu timin korucular Abdurrahman Kurğa, Ramazan Çetin, Mehmet Salih Kılıçaslan, Mehmet Emin Kurğa ve İsmet Kandemir ile asker olan Ünal Alkan'dan oluştuğu, Bıçak Timi'nin 1992 ila 1996 yılları arasında faaliyet gösterdiği” belirtildi. <\p>

Savcılık bu suretle 14.06.1994 günü evinden JİTEM tarafından alınan Abdulvahap Ateş'in öldürülüp "17.06.1994 günü askerle çatışarak ölen terörist" şeklinde lanse edildiği ve cenazesinin teşhisine izin verilmeksizin mezarlık içinde belirsiz bir yere gömdürüldüğü yönünde kuvvetli şüphe içeren delillerin mevcut olduğuna karar getirdi. <\p>

Hazırlanan iddianame Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Ancak Mahkeme’nin talebi üzerine dava Yargıtay 5. Ceza Dairesi tarafından güvenlik gerekçesiyle Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’ne nakledildi. 03.03.2015 tarihli ilk duruşmada sanıklardan emekli Albay Hasan Atilla Uğur ile dönemin Diyarbakır İl Jandarma Komutanı Albay Eşref Hatipoğlu’nun rütbeleri sebebiyle, yargılanmaları için Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’ndan izin alınması gerektiğine karar verildi. Yargılama izin alınana dek durduruldu. 18.10.2015 tarihinde görülen duruşmada ise HSYK’dan cevap gelmediği gerekçesiyle bir sonraki duruşma 15.01.2016 tarihine ertelendi. Duruşma öncesi HSYK’nın sanıkların “silahlı örgüt kurmak” ve “tasarlayarak insan öldürmek” suçlarından yargılandıkları için izin alınmasına gerek olmadığına ve doğrudan kovuşturma yapılabileceğine hükmeden kararı mahkemeye ulaştı. 15 Ocak tarihli duruşmada müdafii avukatları mahkeme heyetinin çekilmesini talep etti. Savcının usule ve esasa aykırı olduğu gerekçesiyle reddettiği bu talebi mahkeme heyeti yetkili merciiye gönderme kararı aldı. Bir sonraki duruşma 27 Nisan 2016 tarihinde görülecek. Davaya ilişkin geniş özet için tıklayın.<\p>

Ara

Hukuki süreçte son durum

Anayasa Mahkemesi Başvurusu

AİHM Başvurusu

AİHM Kararı

Hukuki süreçte son durum

AİHM Kararı

© Zorla Kaybedilenler Veritabanı 2017. All Rights Reserved.
Website design by Eugene, Development supported by HURIDOCS