Zorla Kaybedilenler Veritabanı

Mehmet Şerif Avşar'ın Zorla Kaybedilmesi

AİHM'nin 27 Mart 2002 tarihli kararındaki ifadelere göre 21 Nisan 1994 günü beş korucu, Hazro Jandarma Komutanlığında görevli Teğmen Altınoluk tarafından Diyarbakır'dan dört kişiyi gözaltına almak için görevlendirildi ve kendilerine 21 AF 989 plakalı bir araç tahsis edildi. Diyarbakır Saraykapı'daki Jandarma Komutanlığı'na varan beş korucu, Yüzbaşı Mithat Gül tarafından, üç ya da dört zanlının gözaltına alınmasında yardım etmek üzere terörle mücadele polis ekiplerine gönderildi. Beş korucu, 22 Nisan günü saat sabah 11 civarında Avşar ailesinin işlettiği gübre satışı yapılan dükkana girdi ve Mehmet Şerif Avşar'ı gözaltına almaya çalıştı. Avşar gözaltına alma yetkileri olmadığını söyleyerek direnince telsizle birileriyle konuştular ve koruculardan ikisi bir polis memuru bulmak üzere dükkandan ayrıldı. Bir süre sonra itirafçı Mesut Mehmetoğlu ve yedinci bir kişi daha dükkana geldi. Son gelen kişinin yetkili olduğu korucuların saygılı tavırlarından ve "müdür" diye hitap etmelerinden anlaşılıyordu. Düzgün bir Türkçeyle konuşuyordu ve gözlük takıyordu. Gelen yedi kişi Mehmet Şerif Avşar'ı da yanlarına alarak 21 AF 989 plakalı beyaz Toros ve yine beyaz 21 TI 127 plakalı başka bir araçla dükkandan ayrıldı. Avşar ailesinden iki kişi aracı takip etti ve aracın Saraykapı Merkez Jandarma Komutanlığına girdiğini gördü. Jandarma Komutanlığı'nın içinde gördükleri ve gözaltına alınma sırasında da orada bulunan iki korucunun adını öğrenmişlerdi: Topal Ömer ve Ali. Avşar ailesi hemen ertesi gün ve takip eden günlerde sürekli Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesine ve savcılığına dilekçe ile başvurarak Mehmet Şerif Avşar'ın neden gözaltına alındığını ve akıbetini öğrenmek istedi. Yetkililer Avşar'ın gözaltına alındığını reddettiler.

Mehmet Şerif Avşar'ın gözaltına alınması sırasında kullanılan araç 25 Nisan 1994'te Hazro'da bulundu ve Diyarbakır'a getirilerek sahibine teslim edildi. Avşar ailesi pek çok kez gözaltı işlemini yapan kişilerin isimlerini de vererek yetkililere şikayette bulundu. 5 Mayıs 1994'te aile şüphelilerden dört korucuyu teşhis etti. Beşinci korucu ve Mesut Mehmetoğlu da olayla ilgili gözaltına alındı. 6 Mayıs 1994'te soruşturmayı yürüten Jandarma Yüzbaşı Mithat Gül, Avşar ailesinin dükkanında olayın canlandırmasını yaptırdı. Ömer Güngör, Fevzi Gökçen, Zeyyat Akçil, Yaşar Günbatı ve Aziz Erbey adlı beş korucu ve Mesut Mehmetoğlu kaçırma olayına karıştıklarını itiraf ettiler; Mesut Mehmetoğlu kaçırma olayı sırasında orada bulunduğunu ancak olayla bir ilgisi olmadığını iddia etti. Yedinci kişinin olay sırasında orada olduğunu hepsi birden inkar etti. Beş korucudan biri olan Ömer Güngör (Topal Ömer), 7 Mayıs 1994'te soruşturmayı yürüten jandarma yetkililerini Diyarbakır'a 19 km mesafede boş bir binaya götürdü. Mehmet Şerif Avşar'ın cesedi orada bulundu; başından iki kurşunla öldürülmüştü.

18 Haziran 1994'te, Mehmet Şerif Avşar'ın davasının başlamasına kısa bir süre kala, Avşar ailesinden iki kuzene Bismil'de silahla ateş açıldı. Kuzenlerden biri kaçmayı başardı ancak diğeri yakalanarak dövüldü ve gözaltına alındı. Gözaltında olduğu bir gün boyunca inkar edildikten sonra ertesi gün serbest bırakıldı. Aile üyeleri dava öncesinde mahkemede jandarmanın olayla ilgisi olduğunu iddia ederlerse öldürülmekle tehdit edildi. 5 Temmuz 1994'te Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesinde başlayan ve beş korucu ile Mesut Mehmetoğlu'nun yargılandığı davada korucular soruşturma sırasındaki ifadelerinde değişikliğe giderek yedinci kişinin varlığını kabul ettiler ve gözaltına alma işlemini bu kişinin yaptığını iddia ettiler; dava sırasında çeşitli duruşmalarda kendilerinin Mesut Mehmetoğlu ve bir jandarma uzman çavuştan aldıkları emirler doğrultusunda hareket ettiklerini belirttiler. Dava boyunca tehditlere maruz kalan Avşar ailesi işyerlerini kapatarak İstanbul'a taşındı. Ailenin avukatı da davaya katıldığı için benzer tehditlere mazur kaldı ve ölümle tehdit edildi.

16 Ekim 1994'te beş korucudan biri olan Ömer Güngör, emir aldıklarını iddia ettikleri uzman çavuşun 7. Kolordu Komutanlığı Piyade Taburunda görevli Gültekin Sütçü olduğunu açıkladı. 1998 yılı başlarında ise yeni açıklanan Susurluk Raporunda Mehmet Şerif Avşar'ın kaçırılması ve sonrasında infaz edilmesiyle ilgili olarak Mesut Mehmetoğlu ve Gültekin Sütçü'nin adları yer aldı. Böylece, Gültekin Sütçü (Kürşad kod) adı ilk kez 16 Şubat 1998'de mahkemede geçti. Rapora göre, Jitem bünyesinde yer alan ve içlerinde Alaattin Kanaat, Mesut Mehmetoğlu, Ahmet Demir ve Gültekin Sütçü'nün de yer aldığı bir ekip, Diyarbakır E Tipi Cezaevinde tutuklu bulunan ağabeyi Abdulkerim Avşar'ı itirafçılar koğuşuna aldırmakla tehdit ederek Mehmet Şerif Avşar'dan para istemiş, ikinci seferinde vermeyince de kaçırarak infaz etmişlerdi.

Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi 21 Mart 2000'de verdiği kararla Ömer Güngör dışındaki sanıkları cinayetten sorumlu bulmadı ve beraat ettirdi. Beş sanık sadece hürriyeti tahdid suçu nedeniyle sekizer yıl ceza aldı ve iyi hal indirimi ile cezaları 6 yıl 8 aya indirildi. Ömer Güngör hakkında ise tahammüden adam öldürmek suçu için en alt sınır olan 24 yıl cezaya hükmedildi ve iyi hal indirimi yapılarak cezası 20 yıla düşürüldü. Hürriyeti tahdid suçundan ise hüküm tesis edilmedi. Ayrıca tüm sanıklar hakkındaki ruhsatsız silah taşınmak suçlaması, zamanaşımı süresinin dolması nedeni ile ortadan kalktı. Davanın son aşamalarında Gültekin Sütçü’nün olayın azmettiricisi olduğu ortaya çıkınca hakkında arama kararı çıkarıldı.

Müdahil vekilleri mahkeme kararının bozulması talebiyle temyize gitti. Yargıtay 5 ay gibi kısa bir sürede 5 sanık açısından kararı onadı; Ömer Güngör'e ise asgari hadden ceza verilmesini yerinde görmeyerek kararı bozdu. Bunun üzerine mahkeme yeniden yargılama yaptı. Ömer Güngör bu yargılamada da cinayeti kendisinin işlemediğini tekrar etti. Mahkeme bu defa Ömer Güngör'ü 30 yıl hapse mahkum etti ve bu karar da yargıtayca onandı.

10 Ekim 1994'te AİHM'ne yapılan başvuru sonucunda açılan davada 10 Temmuz 2001'de karar açıklandı: Mahkeme AİHS'nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesi (hem usülden hem esasdan) ile etkin başvuru hakkını düzenleyen 13. maddesinin ihlal edildiğine karar verdi ve hükümeti tazminat ödemeye mahkum etti.

AİHM kararından sonra Gültekin Sütçü hakkındaki soruşturma hareketlendi ve Sütçü'nün iş adamı kimliğiyle Bulgaristan'a gidip geldiği tespit edildi. 28.10.2006 tarihinde Kırklareli sınırından ülkeye giriş yaparken yakalanan Gültekin Sütçü hakkında kasten adam öldürmek suçlamasıyla 25.01.2007 tarihinde dava açıldı. Müdahil vekili Ağır Ceza Mahkemesinin görevsiz olduğunu belirterek dosyanın örgütlü suçlarla ilgilenen DGM'ye gönderilmesini talep etti. Mahkeme re'sen görevsizlik kararı vererek dosyayı 7. Kolordu Askeri Mahkemesine gönderdi. Askeri mahkeme ise tek celsede önüne gelen dosyada görevsiz olduğuna karar verip dosyayı uyuşmazlık mahkemesine gönderdi ancak aynı celsede 7 aydır tutuklu olan sanığı da tahliye etti. Uyuşmazlık mahkemesi dosyayı tekrar ağır ceza mahkemesine gönderdi.

Yargılama sırasında diğer davadan hüküm giymiş sanıklar tanık olarak dinlendi. Tamamı tahliye olmuş olan hükümlüler mahkeme önünde şahsın olay günü yanlarında olan kişi olup olmadığından emin olamadıklarını söyledi ancak maktulün kardeşleri sanığı kesin olarak teşhis ettiler. Sanık suçlamaların hiçbirini kabul etmedi ve olayın hemen ardından Jandarma olarak görevinden ayrılmış olmasının tesadüf olduğunu iddia etti.

Müdahil avukatı, Sütçü’nün Jandarma istihbaratında aktif tetikçilerden biri olduğunu iddia etti, olay tarihinde Diyarbakır’da görevli İl Jandarma Alay Komutanı Eşref Hatipoğlu, Merkez Karakol Komutanı Yüzbaşı Mithat Gül hakkında suç duyurusunda bulundu ancak ikisi hakkında da herhangi bir işlem yapılmadı. Yargılama sonunda Gültekin Sütçü, Ömer Güngör ile iştirak halinde kasten adam öldürmek suçundan 30 yıl ceza aldı ve cezada indirim yapılmadı. Ancak daha önce askeri mahkeme tarafından tahliye edilen sanık, 4616 sayılı erteleme yasasından faydalanacak olması sebebi ile tutuklanmadı. Söz konusu karar 05.12.2008 tarihinde onanarak kesinleşti ve Gültekin Güngör 30 yıla mahkum edildiği davayla ilgili 7 ay tutuklu kaldıktan sonra kamuoyunda Rahşan Affı olarak bilinen yasa kapsamında serbest kaldı.

Hukuki süreçte son durum:Davada kesin mahkumiyet hükmü verildi
Anayasa Mahkemesi Başvurusu:Hayır
Hukuki süreç özeti

KAYNAKLAR:

İnsan hakları örgütlerinin basın açıklamaları ve/veya raporları
İnsan hakları örgütlerinin basın açıklamaları ve/veya raporları
AİHM kararı

Politik Sorumlular

İsim Görev
Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı
Tansu Çiller Başbakan
Nahit Menteşe İçişleri Bakanı
Seyfi Oktay Adalet Bakanı
Doğan Güreş Genel Kurmay Başkanı
Aydın İlter Jandarma Genel Komutanı
Ünal Erkan OHAL Bölge Valisi
Mehmet Ağar Emniyet Genel Müdürü
Sönmez Köksal MİT Müsteşarı

Kaybedilenler

Kaybedilen Kişi Tarih Şüpheliler Katilim derecesi Görev
Mehmet Şerif Avşar 1994-04-22 Ömer Güngör (Topal Ömer, Korucu) Şiddet veya zorlama içeren fiillere katılım şüphesi Korucu
Mehmet Şerif Avşar 1994-04-22 Fevzi Gökçen (Korucu) Fiile katılımından şüphelenilmiş Korucu
Mehmet Şerif Avşar 1994-04-22 Zeyyat Akçil (Korucu) Fiile katılımından şüphelenilmiş Korucu
Mehmet Şerif Avşar 1994-04-22 Yaşar Günbatı (Korucu) Fiile katılımından şüphelenilmiş Korucu
Mehmet Şerif Avşar 1994-04-22 Aziz Erbey (Korucu) Fiile katılımından şüphelenilmiş Korucu
Mehmet Şerif Avşar 1994-04-22 Mesut Mehmetoğlu (İtirafçı) Fiile katılımından şüphelenilmiş İtirafçı
Mehmet Şerif Avşar 1994-04-22 Gültekin Sütçü (Jandarma) Fiile katılımından şüphelenilmiş Jandarma
Mehmet Şerif Avşar 1994-04-22 Eşref Hatipoğlu (Diyarbakır İl Jandarma Komutanı, Albay) Şiddet veya zorlama içeren fiillere katılım şüphesi Jandarma

© Zorla Kaybedilenler Veritabanı 2017. All Rights Reserved.
Website design by Eugene, Development supported by HURIDOCS